Srebrenitsa: 31 Yıldır Dinmeyen Acı ve Gözyaşı
Bu yıl Srebrenitsa Soykırımı’nın 31. yıl dönümü dolayısıyla Camia Haber ekibi olarak Bosna Hersek’teydik.
- Gündem
- 12 Temmuz 2026
Burak Budak
Anma programlarını yerinde takip ettik. Yeni kimlikleri tespit edilen şehitlerin defnine şahit olduk. Anneleri, kardeşleri, evlatları gördük.
Ve oradan dönerken aklımda tek bir cümle vardı:
Srebrenitsa’da zaman durmuş.
Eğer bana Srebrenitsa hakkında hiçbir şey bilmeden bu anma programına katıl deselerdi, gördüklerime bakarak şu kanaate varırdım:
“Bu katliam geçen yıl yaşandı. Bugün de ilk yıldönümü anılıyor.”
Çünkü gördüğüm acı, 31 yıllık değildi.
Gördüğüm gözyaşları yeni dökülüyordu.
Gördüğüm öfke ilk günkü kadar keskindi.
Gördüğüm hasret hiç dinmemişti.

Yedi yaşındaki bir çocuğun bakışında da yetmiş yaşındaki bir annenin yüzünde de aynı olgunluğu, aynı hüznü ve aynı vakarı gördüm.
31 yıl, ama acı, takvim yapraklarına teslim olmamış.
Srebrenitsa’yı sadece mezarlıkta hissetmiyorsunuz.
Daha Bosna yollarına adım attığınız andan itibaren hissediyorsunuz.
Saraybosna’daki binalarda hala duran kurşun izleri…
Kolunu, bacağını savaşta bırakmış Boşnak gaziler…
Barış Yürüyüşü sırasında yanından geçtiğimiz mayınlı bölgeler…
Bulunduğum atmosfer bana sürekli aynı hissi verdi:
“Sanki savaş bitmemiş”
Sanki ateşkes ilan edilmiş, silahlar susmuş ama her an bir patlama sesiyle tekrardan savaş başlayabilir..
Beni en fazla yıkan an ise yeni definler oldu.
Tam otuz bir yıl sonra toprağa verilmeyi bekleyen tabutlar…
Tam otuz bir yıl sonra gerçek sahiplerine kavuşacak mezarlar…

Bir insan düşünün…
Otuz bir yıl boyunca babasının bir kemiğini bekliyor.
Bir anne düşünün…
Otuz bir yıl sonra evladını nihayet defnedebiliyor.
Bu nasıl tarif edilebilir?
Şehitlerin isimleri tek tek okunurken boğazımdaki düğümü çözemedim.
Her okunan isim, sadece bir insanın adı değildi.
Yarım kalmış bir hayatın, yarım kalmış bir ailenin ve yarım kalmış bir ömrün adıydı.
Günler boyunca gördüğüm onca manzaranın ardından beni tamamen yıkan bir an yaşadım anma töreninde.
10 yeni tespit edilen şehitten birinin tabutunun önünde, kafasını öne eğmiş halde, bitkin bir şekilde bekleyen yaşlı bir nineyle göz göze geldik.

Hiç konuşmadık.
Hiçbir kelime kurmadık.
Sadece birbirimize baktık.
Ben gözyaşlarımı tutamadım.
Ben ağlayınca onun da gözleri doldu.
Belki farkında olmadan acısını daha da kanattım.
Ama aslında o anda taşan, sadece o ninenin acısı değildi.
Günlerdir biriktirdiğim bütün duygularımdı.
O bakışta kaybolan evlatlar vardı.
Kaybolan babalar vardı.
Kayıp bir ömür vardı.
İnsan bazen hiçbir dilin anlatamayacağı şeyleri sadece gözlerde görebiliyor.
Ben o gün bunu öğrendim.
Anma programındaki manevi atmosfer ise tarif edilemeyecek kadar derindi.
Bembeyaz kıyafetleriyle vakur bir şekilde görev yapan genç kızlar…

İmamların okuduğu Yasin-i Şerif…
Binlerce insanın aynı anda ettiği dualar…
Sanki gökyüzü de bu duaya ortak olmuştu.
İçimden şöyle geçti:
Sanki rahmet, görünmez bir el gibi bütün meydanın üzerine gölgesini indirmişti.
Program boyunca o manevi iklim herkesi içine aldı.
Ve tören biter bitmez gökyüzü yağmurunu bıraktı.
Ben bunu sadece bir yağmur olarak göremedim.
Sanki Rabbimiz şehitlerine rahmetini gönderiyor, geride kalanlara da “Ben sizi unutmadım.” diyordu.

Program bitti.
Yaklaşık on bin insan aynı anda alandan ayrıldı.
Dünyanın herhangi bir noktasında olsa belki uzun korna sesleri yükselirdi.
Belki karmaşa olurdu.
Burada ise büyük bir kalabalık sessizce dağıldı.
Tek bir korna sesi duymadım.
Sanki herkes yanında sadece hatıralarını değil, büyük bir emaneti de taşıyordu.
Bosna’dan dönerken de bavuluma hiçbir hatıra koymadım.
Ama vicdanıma ağır bir emanet aldım.
Çünkü Srebrenitsa sadece geçmişte yaşanmış bir katliam değil.
Srebrenitsa, unutulursa yeniden yaşanabilecek bir insanlık suçunun adıdır.
Otuz bir yıl geçmiş olabilir.
Fakat orada öğrendiğim en önemli gerçek şuydu:
Bazı acılar yıllarla eskimez.
Sadece insanlığın omzunda taşınacak bir emanete dönüşür…

Son olarak Srebrenitsa’da en çok dikkatimi çeken manzaralardan biri, dünyanın büyük bölümünün sessiz kaldığı bu insanlık suçuna karşı IGMG’nin yıllardır gösterdiği vefaydı.
Anma programlarının hemen her noktasında IGMG bayraklarını görmek doğrusu gurur vericiydi.
Avrupa’nın dört bir yanından gelen yüzlerce gencin aynı bilinç ve sorumlulukla orada bulunmasına şahit olmaktan onur duydum.
Çünkü bu gençler Bosna’yı gezmeye değil, tarihe şahit olmaya, hafızayı diri tutmaya ve bu emaneti yaşadıkları ülkelere taşımaya gelmişlerdi…