YAZARLAR
Avrupa’da Eğitime Başörtüsü Engeli
Eylül ayı eğitim öğretim yılının başlangıcı bu yıl Avusturya’da farklı bir gölge altında oldu. 1 Eylül 2026 itibarıyla ilkokul ve ortaokullarda 14 yaş altı kız öğrencilerin başörtüsü takması yasağı uygulamaya konuldu. Yaklaşık 12 bin kız öğrenciyi doğrudan etkilemesi öngörülen bu düzenlemenin gerekçesi ise klasik; “kız çocuklarını korumak.” Belçika’da ise aynı günlerde Doğu Flandre eyaletinde dört yıldır başarıyla öğretmenlik yapan Hadija Amajoud, başörtüsünü çıkarmayı reddedince görevine son verildi. Bir tarafta eğitim almak isteyen kız çocukları, diğer tarafta eğitim vermek isteyen bir kadın. Avrupa’nın iki farklı ülkesinde iki tarafa da kıyafetleri gerekçesiyle engelleniyor.
İtiraz Yolu Tıkalı
Amajoud mahkemeye başvurdu, geçici tedbir talebi reddedildi. Flaman İnsan Hakları Enstitüsü ayrımcılık ve yıldırma unsurları tespit etti. Ama bu tespitler öğretmenin sınıfına dönmesini sağlamadı. Avusturya’daki hukuki tablo da bir o kadar çarpıcı: Anayasa Mahkemesi yasağa karşı yapılan iptal başvurularını usul gerekçesiyle reddetti — yasa henüz fiilen uygulanmadığından “kişisel etkilenme şartı” oluşmamıştı. Yani uygulama başlamadan itiraz edemiyorsunuz, başladıktan sonra edebiliyorsunuz. Bu döngü hukuki yolu fiilen tıkıyor ve binlerce çocuğu belirsizliğin ortasında bırakıyor.
Türkiye’nin Aynasında Avrupa
Bu noktada yakın tarihe bakmak aydınlatıcı. Türkiye’de de yıllarca benzer gerekçelerle benzer yasaklar uygulandı. “İrtica tehlikesi var” denildi; başörtülü kadınlar üniversitelerden, kamu kurumlarından dışlandı. Yasak kaldırıldığında ne oldu? Ne irtica geldi ne devlet sarsıldı. Geriye kalan yalnızca o yasakların insanlara verdiği kayıp oldu: Çalınan yıllar, alınamayan diplomalar, terk edilen kariyerler. İnsanların dinî kimliklerine yönelik keyfi uygulamalar yalnızca kayıp üretiyor. Başka bir şey değil.
Kıyafetle Değil Katkıyla Uğraşın
Bu yasaklar “tarafsızlık” adına meşrulaştırılıyor; ama söz konusu düzenlemeler evrensel değil, seçici. Müslümanların kamusal alanda görünmesini kısıtlayan her uygulama onları “öteki” olarak konumlandırıyor; aşırı sağın güçlendiği bir Avrupa’da toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştiriyor. Oysa Avrupa, Müslümanların kıyafetiyle uğraşmak yerine o insanların bulundukları topraklara katkılarına baksaydı çok daha akıllıca bir tercihte bulunmuş olurdu. Başörtülü öğretmenler eğitiyor, başörtülü doktorlar tedavi ediyor, başörtülü mühendisler üretiyor. Katkı var, görünürlük var, aidiyet var. Bunları yok saymak ve kıyafet meselesine saplanmak, toplumun zenginliğini görmezden gelmek değilse nedir?
Hadija Amajoud sınıfına geri dönmek istiyor. Avusturya’daki 12 bin kız çocuğu okula gitmek ve inancıyla barışık bir şekilde eğitimine devam etmek istiyor. Bu taleplerin hiç biri aşırı değil, insanca ve meşru. Avrupa bu talebi karşılayabiliyorsa gerçek anlamda herkese ev sahipliği yapıyor demektir. Karşılayamıyorsa, yalnızca kendine benzeyenleri kabul eden bir kıta olduğunu ilan ediyor.
