Saraybosna’da Geç Kalınmış Değerli Bir Buluşma

Saraybosna’da Geç Kalınmış Değerli Bir Buluşma

Geçtiğimiz günlerde Saraybosna’da düzenlenen Müslüman Kuruluşları Konferansı, Avrupa’daki Müslümanlar için sadece bir toplantı değil, çok önemli bir hatırlatma mahiyeti taşıyor. Zira günümüz şartlarında Avrupa’daki Müslümanların birlikte hareket etmesi artık salt bir tercihten öte bir ihtiyaç ve zorunluluk hâline geldi. Almanya’dan Fransa’ya, Hollanda’dan Birleşik Krallığa değin, on ülkenin çatı kuruluşlarının aynı masada oturması kuşkusuz değerli bir adım. Değerli ama çok geç kalınmış bir adım. Avrupa’da Müslümanların varlığı onlarca yıllık bir gerçek. Camiler, dernekler, okullar, sivil toplum kuruluşları kuruldu, nesiller yetişti. Buna rağmen Müslüman kurumlar çoğu zaman aynı sorunlarla ayrı ayrı mücadele etti.

Konferansı dinlerken; ayrımcılık, İslam karşıtlığı, kamusal alanda tanınma ve eşit katılım gibi meselelerin ülkeden ülkeye farklı görünse de özünde ortak olduğu, temsil edilen on ülkenin hepsinin de az ya da çok bu sorunlarla boğuştuğunu bir kez daha gözlemledik. Müslüman karşıtı nefret, İslam düşmanlığı, ayrımcılık, ırkçılık, başörtüsü yasakları… Konferans boyunca sık sık duyduğumuz ifadeler oldu. Bir ülkede edinilen tecrübenin diğerine ışık tutabileceği gayet açıkken bu bilgi ve deneyimleri paylaşmak için Müslümanlar olarak bu kadar beklemiş olmamız ise hayli düşündürücü.

Konferans farklı yapıları ve farklı bakış açılarını yan yana getirdi. Hiç kimse her konuda aynı fikirde olduğunu iddia etmedi. Zaten gerek de yok. Çeşitlilik bir zayıflık değil, doğru yönetildiğinde büyük bir zenginlik. Önemli olan, farklılıkları ayrılığa dönüştürmeden ortak paydada buluşabilmek.

Burada kendimize açık bir soru sormamız gerekiyor. Avrupa Müslümanları olarak küçük ayrıntılar yüzünden ne kadar enerji harcadık? Hangi tartışmalar bizi gerçekten ileri taşıdı, hangileri sadece birbirimizden uzaklaştırdı? Karşımızdaki sorunlar dağ gibi büyükken, kendi aramızdaki küçük meseleleri büyütmek hem bugünümüze hem yarınımıza haksızlık değil mi? Gençlerimiz, çocuklarımız ve bu topraklarda kalıcı olan toplumlarımız bizden ortak akıl, ortak sorumluluk, ortak irade ve güven veren bir duruş bekliyor.

Hem fikir olunan somut husus; Avrupa’daki Müslümanlar bu toplumların misafiri değil, ayrılmaz bir parçası. Bu bilinçle hareket eden bir topluluk, kendini savunmakla yetinmez, topluma katkı sunar ve çözümün parçası olur. Bunun için de önce kendi içimizde güçlü bir istişare ve dayanışma kültürü oluşturmamız gerekiyor.

Brüksel’de başlayan, Saraybosna’da devam eden bu süreç, bir başlangıç olsun. Tek seferlik toplantılar yerine düzenli, kalıcı ve somut sonuçlar üreten bir iş birliği platformu kurulabilirse, bu konferans gerçekten tarihî bir adım olarak anılacaktır. Dileğim, Saraybosna’da atılan bu tohumun yeşermesi. Birbirimize tahammül etmekten öteye geçip birbirimizi tamamlamayı, farklılıklarımızı birlikteliğimizin gücüne dönüştürmeyi başarabilmeliyiz. Umarım bu konferans bir son değil, yeni bir umudun başlangıcı olsun.