“Aşk Kapıyı İki Kere Çalar”
@Shutterstock
Aşk sadece ilk heyecan ve kalp çarpıntısı mıdır? Yoksa asıl sevgi, evliliğin ilk günlerinden sonra kusurlar ortaya çıktığında, hayatın gerçekleriyle yüzleşip yeniden sevmeyi seçmekle mi başlar?
- AİLE
- 1 Ekim 2026
- 0
Yusuf Yeşilkaya
İnsan, hayatta kez sever? Kaç defa âşık olur? Sevmek, âşık olmak insanın elinde olan şeyler mi? İşin aslı, derin konular bunlar. Mevzu derin yani.
Bazılarının “insan ömründe sadece bir kez sever. O da nasipse olur. Nasip değilse elden ne gelir?” dediğini duyuyorum sanki. Daha geniş perspektiften bakanlar, “uygun kişi ve uygun koşullar oluştuğunda insan birden fazla sevebilir.” şeklinde düşünebilir.
Diğer bir hassas konu, ister bir defa olsun, ister çok defa… Kişi, kendi seçtiğine mi âşık oluyor? Yoksa nasibinde olana mı? Ömründe bir defa seven ve sevdiği kişi ile evlenebilenler gerçekten şanslı kişiler mi diyeceğiz bu durumda? Peki, bir defa seven ve sevdiği kişi ile evlenen herkes mutlu bir evlilik sürdürebiliyor mu? Nasıl yani? Gerçekten sevdiği ile evlenme imkânı bulan herkes mutlu olmuyor mu? Gerçekten seviyor olsa bile her evlenen mutlu olamıyor maalesef. Birbirine adeta karasevda ile sevdalanan âşıkların, kavgası, gürültüsü pek çetin olabiliyor.
Aşk, kapıyı iki kere çalar demek ne anlama geliyor?
Karnında Kelebeklerin Uçuşması..
İnsan bazen ilgilerini, bazen de kendi yaralarının aynısını karşı cinste bulabiliyor. Yani karşı cinste hoşlandığı özellikleri ve yaralarının aynısını görmesi, ona kalben yakınlaşma vesilesi olabiliyor. Hatta sevdiği birkaç özelliği muhatabında keşfettiği zaman; “Rabbim bunu tam da benim için yaratmış” diyebiliyor. Ve o saatten sonra, akıl ve irade tatile çıkıyor. Gözün gördüğünü, gönül seviyor. Ona doğru amansız bir çekim gücü başlıyor. Avuçlarının içi terliyor. Karnında kelebekler uçuşuyor. Midesine kramplar giriyor. Benlik algısı bulanıyor. Konuşurken kelimeler birbirine karışıyor. “Ne oluyor, bana bir haller oluyor, Allah’ım ben ne söylüyorum, ne yapıyorum?” demeye başlıyor. “Onu görmeden, onu düşünmeden yapamıyorum” diyor. Bazen yemeden, içmeden kesiliyor. Bazen olaylara ve kişilere anlamsız tepkiler veriyor. Uzaklara dalıp gidiyor. Bazen bir şarkının nakaratını diline dolamış, sürekli tekrar ediyor. Aynı şeyleri sürekli tekrar ediyor. Aklına geldiğinde, “kusura bakma, daha önce anlatmıştım değil mi?” diyor. Bu durumda olan kişinin tanısını, bir şarkı sözüyle ifade edecek olursak: “Sen âşıksın arkadaş!” diyebiliriz.
Bu durumda aşk kapıyı bir kez çalmış oluyor.
Birinin karnında kelebekler uçuşurken, diğerine elektrik gitmiyorsa, yani tek taraflı bir ilgi varsa bu platonik aşktır. Platonik aşkta, seven kişiyi hüzünlü bir son bekler. Aşkının şiddetine göre sosyal yaşamı olumsuz etkilenmekle kalmaz. Çok sevip karşılık bulamamışsa zihinsel travmalar yaşayabilir. Hattan bazı travmalarda geri dönüş mümkün olmayabilir. Bunlara toplumda bazıları deli der, bazıları meczup diye tanımlar.
“Cicim Ayları”
Platonik aşkları bir kenara bırakacak olursak, “seven, sevdiğine sevgisini söylesin” diyerek yola devam edildiğini farz edelim. Muhatabın da olumlu cevap verdiğini, belki karşı tarafa ilişkin olumlu duygular beslediğini düşünelim. Daha iyi bir varsayımla, bu ilişkinin helal zeminde yürüdüğünü, aleniyet ilkesi çerçevesinde “Allah’ın emri ve Peygamberimizin (sav) kavli ile” Allah rızası için bir yuva kurma yönünde ilerlediğini varsayalım. Hatta işi biraz daha hızlandıralım. Tanışma, isteme, söz, nişan derken, harika bir düğün ile dünya evine girdiler. Bu da çok mu hızlı oldu? Olsun.
Evlendikten sonra birbirlerini daha yakından tanımaya başladılar. “Aşkım, canım, bir tanem, hayatım, sevgilim…” sevgi sözcükleri ile birbirlerinin gözüne bakarak aşklarını pekiştirdiler. Ne güzeldir ilk zamanlar… İsmini söylerken, bir defa söylersin ama ağzından bin defa ismi dökülür adeta. Aman incinmesin, aman kırılmasın. Aman gönlü hep hoş olsun. Aman yorulmasın. Dilekleri emir yerine geçsin… Ne kadar güzel bir ilişki değil mi? Büyüklerimiz bu evreyi “cicim ayları” diye tanımlamışlar.
“İnci Gibi Dişleri İmplantmış”
Günler günleri, aylar ayları ve yıllar yılları kovalayıp; taraflar birbirini daha iyi tanımaya başladığında her şey yolunda devam etmeyebilir. İlk başta aşkın şiddetli sarsıntısı ile fark edilmeyen eksikler, fazlalıklar, kusurlar bir bir görülmeye ve fark edilmeye başlanır. Fark edilen rahatsız edici noktalar, fiziksel özellikler olabildiği gibi davranışlara yönelik de olabilir. “Aaa, ben gözünün rengini ela sanmıştım, kahverengi çıktı gördün mü?”. “İnci gibi dişleri de implantmış” . “Beni sevdiğinden gülümsüyor sanmıştım, oysa beni küçümsediği için bıyık altı gülüş yapıyormuş”. “Annemi çok sevdiğini düşünmüştüm ama köprüyü geçene kadar gözüne girme çabası içindeymiş”. “Önceden her yaptığımı onaylıyordu şimdi her şeyimi eleştiriyor”. “Nişanlı iken çok ince düşünceli idi. Şimdi doğum günümü bile hatırlamadı”.
Olumsuzluklar gün yüzüne çıkmaya başladığında çiftlerin önüne bir yol ayrımı gelir. Burası çok önemlidir. Ya olumsuzlukları abartarak hüzünlü sonu yaklaştıracaklar. Ayrılığa giden yolda ne kadar sevimsiz durum varsa saya saya bitiremeyecekler ve boşanma sürecini erkene alacaklar. Hele bir de çocuk varsa durum daha trajik bir hal alacak. Boşanma sonrası evliliğe daha mesafeli bir yaşamla karşılaşacaklar. Ya da..
Aşkın Kapıyı İkinci Kez Çalma Durumu
Sorunlarla karşılaştıklarında, konuşmayı, iletişime açık kalmayı, çözüm odaklı olmayı tercih edecekler. Bu durumda ne kadar sorun varsa halının altına süpürüp gizlemeden konuşup çözüm için çare aramak, esas ilkedir. Hoşumuza gitmeyen söz ve davranışlar, bize inat olsun diye yapılmıyorsa yani bu tutum, fıtrattan gelen bir durumsa bunu kabullenmek daha kolay oluyor. Arızalar elden geldiğince birlikte tamir edilir. Çözüme kavuşturma imkânı yoksa bu durum büyütülmemeye ve abartılmamaya çalışılır. “Gülümün dikeni” deyip yola devam edilir. Yani evlilik sonlandırılmaz. Muhatap, eksiğiyle ve fazlasıyla kabul edilir, baş tacı yapılır. Yeniden sevilir, bir daha sevilir. Tekrar âşık olunur. Çünkü bu bilinçli bir tercihtir.
Bu durum, aşkın kapıyı ikinci kez çalmasıdır. Bu, gerçek sevgidir. Bile isteye bir seçimdir.
Bize düşen aşk, kapıyı ikinci kez çaldığında fırsatı kaçırmamaktır. Sadece muhatabın kusurlarına odaklanmak yerine empatik davranmak ve zaman zaman aynaya bakmaktır. Aşkına, sevdana, yuvana sahip çıkmaktır.





