YAZARLAR
Din Anlatımımızı Güncelleyelim
Son zamanlarda yapılan alan araştırmalarının sonuçları, kendini dindar olarak nitelemeyenlerin oranının yükseldiğini gösteriyor. Dindar ailelerin çocuklarının dindarlıktan uzaklaştıkları yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Rakamlara itiraz edilebilir. Ancak bütün bunların bir gerçeklik payının olduğu inkâr edilemez. Çok yönlü analiz edilmesi gereken bu olguya ilişkin şu hususun altı çizilebilir: Başta anne-babalar ve din anlatan/öğreten insanlar olmak üzere yetişkin neslin din anlayışı, söylem ve uygulamalarının genelde genç nesli tatmin etmediği açıkça görülüyor. Bu tatminsizlik, genç neslin şu veya bu ölçüde ailelerinden, onların dindarlık anlayış ve uygulamalarından uzaklaşmalarına yol açıyor. Bu uzaklaşmaların deistlik veya ateistlik şeklinde olduğu iddialarına ihtiyatla yaklaşmak gerektiği kanaatindeyim. Zira gençlerin itirazı bence aslında İslâm’a değil, büyüklerin İslâm anlayışına, anlatımına ve uygulamalarına. Burada bir sorun görüyor ve uzaklaşıyorlar.
Ülkemizde yakın zamana kadar ülke nüfusunun kahir ekseriyeti, köylerde yaşarken kısa sürede şehirli hale geldi. Kapalı toplum şartları çerçevesinde oluşturulan kültürün, anlayış ve uygulamaların, açık toplum şart ve imkanlarıyla etkileşim içinde olan kentli insanları tatmin etmemesi gerçeğiyle karşı karşıyayız. Dünyayla etkileşim içinde olan günümüz insanlarının sahip oldukları imkânlar, ihtiyaçlar, sorunlar, beklentiler çok farklılaştı. Üstelik, maruz kalınan hızlı toplumsal değişim, söz konusu farklılaşmayı tetikliyor; farklılaşmanın hızını, dozunu ve çeşidini sürekli artırıyor. Dün için yeterli olan söylem ve eylem, bugün için yetersiz kalabiliyor. Dünkü insanları tatmin edecek nitelikte üretilmiş olan din anlatımı, anlayışı ve uygulamaları, bugünün insanını tatmin etmeyebiliyor. Bu değişimi iyi analiz edip, din anlayış ve anlatımını dil, üslup ve muhteva bakımından güncellemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Mevcut dindarlık anlayış ve anlatımının, dijitalleşen dünyanın insanını tatmin edecek formata evrilmesi gerekiyor. Söz gelimi, mantık sınırlarını zorlayan menkıbelere dayalı, mevcut toplumsal gerçeklerle bağı kopuk bir din anlatımı, dünkü toplumun aksine dünya ile entegre olmuş günümüz insanının ihtiyaçlarını karşılamayarak onu etkilemeyebilir; dine ısındırmak şöyle dursun ondan soğutabilir. İnsanın fıtratında var olan inanma ihtiyacına cevap verecek bir din anlayış ve anlatımını üretebilmek için Efendimizin (s) “İnsanlara akılları ölçüsünce hitap ediniz” buyruğunun ışığında yol almanın bilimsel önlemlerini almak zorundayız. Bu çerçevede, başta din anlatan/öğreten kesim olmak üzere hepimiz, ciddi bir özeleştiri yapmak zorundayız.