YAZARLAR
Sumud Filosundan Ders
Küresel bir vicdan seferi niteliği kazanan Sumud Filosu hareketi, hem siyasi hem de ahlâkî bir eylem olarak dünya kamuoyunda önemli yankılar uyandırdı. Yıllardır süregelen insani krizi dünya gündemine taşıdı. Haber ajanslarının, uluslararası medya kuruluşlarının ve sivil toplum örgütlerinin ilgisini çekerek Gazze’deki soykırım karşısında küresel farkındalık oluşturdu. Mazlum halkların sesi olarak algılandığından dünya genelinde küresel dayanışma sembolü kabul edildi. Batılı ülkelerdeki halkların kendi hükümetlerinin İsrail’e verdiği desteği sorgulamalarına yol açtı. Özellikle Avrupa kamuoyunda “etik sorumluluk” ve “uluslararası hukuk” tartışmaları alevlendi; “insan hakları – devlet çıkarı” dengesi sorgulanır oldu.
Sumud Filosu, farklı din, dil, ideoloji ve milletlerden insanların evrensel insan hakları ortak paydasında buluşabileceğini gösterdi; ortak insanî değerlerin birleştirici gücüyle siyasetin üstünde yer alması gerektiğini vurguladı. Tarafsızlık adı altında zulme sessiz kalmanın da bir tür suç ortaklığı olduğunu; adalet ve merhamet adına eyleme geçmenin ahlaki gerekliliğini hatırlattı. Gemilerin silah değil, ilaç, gıda gibi insani yardım taşıyor olması, “direniş”in her zaman şiddetle değil, sabır ve ahlaki tutumla da mümkün olduğunu, ahlâkî cesaretin fizikî güçten daha etkili bir direnç biçimi olabileceğini kanıtladı.
Filoya katılanlar, mazlumlar için amel ve çabayla (fiilen) “dua” etmenin bir örneğini gerçekleştirdiler. İnsanlığın kolektif vicdanına yönelik çağrıda bulunarak, “Zulme karşı çıkmanın gerekliliğini belirten ayetlerin (Nisâ suresi, 4:75) mesajını çağdaş bir formatla yerine getirmiş oldular. Kötülüğün, çoğu zaman aktif kötülerden ziyade, pasif seyircilerden güç aldığını hatırlattılar. Zulüm karşısında onurlu duruş sergileyerek ahlâkın belirleyici olmasını vurguladılar. İnsan onurunun ve vicdanın, siyasetin ötesinde insanlığın ortak paydası olabileceğini gösterdiler. Zulümler, haydutluklar karşısında toplumların küresel ölçekte ortak vicdan ve sorumluluk bilinci geliştirebileceklerini kanıtladılar.
Bu hareket, adaletin coğrafyasının olmadığını, zulme karşı durmanın insan olmanın en temel gereği olduğunu gösterdi. Kur’ân’ın öngördüğü “emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münker” (iyiliğe teşvik, kötülükten sakındırma), cihat, dua gibi kavramları içeriklendirme ve uygulama biçimleri hususunda Müslümanlar için ufuk açıcı, yol gösterici oldu.
Bu yüzden, bir önceki yazımı şu cümleyle bitirmiştim: “Başkaları gibi, Dünya Müslüman Alimler Birliği’nin de bundan ders çıkarmasını bekliyorum.” Müslüman halklar ve özellikle Dünya Müslüman Alimler Birliği gibi kuruluşlar, Gazze soykırımına gösterdikleri tepkileri Sumud hareketine bakarak yeniden gözden geçirirlerse önemli öğrenmeler gerçekleştirebilirler.
