“Dinî Ahlak” Genellemesi

“Dinî Ahlak” Genellemesi

Din kavramını genel anlamıyla kullanarak tüm dinleri bağlar nitelikte indirgemeci yargılarda bulunan değerlendirmelerle karşılaşıyoruz. Bu tür kullanımlar, ciddi zihinsel karmaşalar oluşturuyor. Bir örnek: “Dinî ahlâk insanı Tanrı’nın iradesine bağlayarak iyiyi aşkın bir düzlemde temellendirir; merhamet, cemaat dayanışması, kutsal zaman ve ritüel düzen üzerinden norm üretir. Gücü derinliğinde ve sürekliliğindedir; zaafı dogmatizme, kapatıcılığa ve otoriter araçsallaştırmaya açık olmasıdır. Seküler ahlâk ise insanı özerk özne olarak kurar; özgürlük, hak, adalet, zarar vermeme, karşılıklılık ve toplumsal sözleşme üzerinden normatif çerçeve oluşturur. Gücü eleştirel akılda ve çoğulluk yaratımındadır; zaafı bireyci çözülme, nihilizm ve ahlâkî gevşeme riskidir.” 

Bu değerlendirme, İslâm açısından sorunlu. İslâm’da ahlâkın insanı Allah’ın iradesine bağlaması, bireyin iradesini ortadan kaldırmaz; aksine onu daha bilinçle geliştirip kullanmasına imkân sağlar. İyiyi aşkın bir düzlemde temellendirmesi, insanın bir özne olarak var olmasını, içtenlikle ahlak üretip günlük hayatta uygulamasını sağlar. İslâm’da din adamı sınıfının ve dogmanın olmaması, tekelciliği, otoriterliği ve dogmatizmi önler. İnsanî yetilerini geliştirdiği oranda her birey, vahyin işaret ettiği ahlakî değerleri anlamlandırıp içeriklendirir, onların kendi varoluşuyla ve günlük hayatla bağını kurarak somut tutum ve davranışlara dönüştürür. Özgürlük içinde ahlak edinme ve uygulama sürecini işleterek özgürleşme düzeyini yükseltir. Sadece Allah’a kul olmanın sağladığı güçle, bütün prangalardan kurtulur; hiçbir şey onu kolay kolay esir alamaz. Kendi tercih ve eylemlerinin öznesi olarak yaşar. Sahip olduğu ahlakî ufuk, kesinlik ile yorumun, özgürlük ile sorumluluğun, birey ile toplumun, insan ile doğanın aynı etik platformda hakkaniyetle buluşup tutarlı biçimde bütünleşmesini sağlar. Sözgelimi, İslâmî ahlak, yapıp etmelerinde bireyin toplumu dikkate almasını vurgular, ama onun güdümüne girmesini istemez.   

Vahiy, temel ahlakî değerleri belirtmekle yetinir. Değerlerin analizlerinin yapılıp içeriklendirilmesinden tutun günlük hayata yansıtılma kalıplarına kadar süren mesafeyi çok yönlü entelektüel çabalarla kapatma görevini insana bırakır.  Aklı çok iyi kullanma, eleştirel sorgulama, analitik düşünme bu sürecin olmazsa olmazıdır. Bu sürecin işletilmesinde, bireysel ve toplumsal farklılıklar sebebiyle ahlakî değerlendirmeler ve uygulamalarda çoğulluk oluşur. Dolayısıyla, vahiy bireyin vicdanında, entelektüel ve ruhsal dünyasında derinleşen bir anlam kaynağı olarak konumlanmasına rağmen, temel ahlakî değerlerde birleşen Müslümanlar, onların anlamlandırılıp günlük hayata yansıtılması sürecinde farklılaşırlar.