Ahlakın ve Hayatın Bütünlüğü

Ahlakın ve Hayatın Bütünlüğü

“Avrupa düşünce tarihinde, yüzyıllar boyunca dinin toplum içindeki yeri, kutsal olan ile dünyevî olanın ayrımı ve bu iki alan arasındaki sınırlar yoğun biçimde tartışılmıştır. Bu tartışmalar, modern anlamda sekülerleşme düşüncesinin entelektüel zeminini oluşturmuştur.”  Bir meslektaşım bu tespiti yaptıktan sonra bizde de bunun yapılmasını öneriyor. Bu noktada mutlaka, Hristiyanlık ile İslâm’ın farkını göz önünde bulundurmak gerektiğini hatırlamakta yarar var. Bu arada şunu söylüyor “Din ile toplum arasındaki ilişkinin mahiyetini ve sınırlarını belirlemek, aslında ahlâkî ve toplumsal bir muhasebe yapmaktır.”   Ve “bu bağlamda dinin, kamusal alanı belirleyen bir güç olmaktan ziyade, bireyin vicdanında, ahlâkında ve manevî dünyasında derinleşen bir anlam kaynağı olarak konumlanması gerekmektedir” diyor. 

YAZARLAR | 28 Şubat 2025 Ahlak Ölçülü Olmaktır

Esasen ahlakın edinilmesi boyutunda bireyin özne konumunda olması söz konusu iken, uygulama boyutunda bütünüyle varlık dünyası öne çıkmaktadır. Hayatın bütün boyutlarını kapsayan ahlak, bireyin varlık dünyasındaki ilişkiler ağını anlamlandırıp neleri yapmasının iyi/doğru/güzel olduğunu belirlemesini içerir. Bununla birlikte din, bireyin varlık dünyası içindeki yerini dindarlık bilinciyle yeniden düşünüp anlamlandırmasına kılavuzluk ederek toplumsal hayata anlaşılabilir, paylaşılabilir ve içselleştirilebilir bir ahlâkî düzen kazandırmayı öngörür. Bu süreçte her Müslüman birey, kendi dindarlık biçimiyle yüzleşme, yaşanan çelişkileri fark etme ve dini, tutarlılık içinde yeniden düşünüp anlamlandırma imkânını kazanır. Sahih bir imana dayanan dindarlık, parçalı, çelişkili ve savunmacı bir kimlik inşasına dönüşmez. 

Ahlâkî tutarlılığın güçlenmesi, insanların hayatı bütünüyle dindarlık bilinciyle biçimlendirmelerini sağlar; dini araçsallaştırmalarını önler. Sorumluluk bilinçleri gelişir. Bu anlayış, çoğunluk tarafından kavranarak toplumsal huzuru, düzeni, barışı besleyen bir zemine dönüşebilir. Dolayısıyla dindarlar, şu ilahî azarlamaya muhatap olmaktan uzak kalabilirler: “Yapmadığınız şeyleri niçin söylersiniz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük bir gazaba sebep olur” (Saff suresi, 61:2,3). 

Bu demektir ki, dinin bireyde oluşmasını istediği ahlak, onun vicdanına hapsolup kalmaz; aksine bireyin hayatını belirleyici etkide bulunur ve bu yolla, hayatın bütün boyutlarındaki ilişkiler ağını yönetmesine rehberlik eder. Tanrı ile bağını kopararak özerkleştiğini iddia eden bireyin aksine dindar, özümsediği değerleri gözeterek hayat ve tabiat üzerinde tasarrufta bulunur,  arzularını yönetir. Dünyevî hayatı, ilahî/kutsal mesajdan beslenerek oluşturduğu bütüncül anlayışla değerlendirir. Onun özgürlüğü, Yaratıcı karşısında özerkleşmesini gerektirmez.