Tesettür Üzerine..
@Shutterstock
Tesettürü yalnızca başörtüsüne indirgemek, onun taşıdığı anlamı eksik bırakmaktır. 1 Şubat World Hijab Day vesilesiyle, İlahiyatçı Büşra Nur Küçük tesettürü bütüncül bir kavram olarak ele aldı.
- HAYAT
- 2 Şubat 2026
Büşra Nur Küçük
Günümüzde birçok kelime anlam daralmasına uğramaktadır. Tesettür denilince ilk akla gelen, Müslüman kadınların başörtüleri ve feraceleri; kısacası mahrem olan yerlerini örtmeleridir. Peki tesettür sadece bedeni örtmek midir, yoksa daha fazlası mıdır?
Tesettür yalnızca kadınları ilgilendiren bir konu mudur? Günümüzde bu kadar tesettür kıyafeti, tesettür dükkânı ve “tesettür” adı altında çeşit çeşit model ve seçenek varken, nedir bu tesettürsüzlük? Tesettür aslında neydi?
Aslında bütün mesele, dinî vecibelerin mahiyeti hakkında düşünmek ve doğru uygulamayı bulmaktan geçmektedir. Zira önemini ve fonksiyonunu bilmediğimiz bir uygulama zamanla anlamını yitirir. Son dönemlerde özellikle sosyal medyada başörtüsünü çıkaran birçok fenomen üzerinden bu durum açıkça görülmektedir.
Tesettür konusunda taviz verilmesi ve sosyal medyada yayılan örtünme biçimlerinin moda hâline gelmesiyle göz bu duruma alışmakta ve sunulan giyim tarzı normalleşmektedir.
Tesettür Bedeni Örtmekten Daha Fazlasıdır
İşin doğrusunu bilmeyince yanlışı da açıkça göremeyiz ve yeni hâle alışırız. Bu anlam kayması zamanla bizi rahatsız etmez ve dejenerasyona uğrarız. Dinde var olan bir uygulamayı sorgulamadan taklit etmek ile onu kalbe ve zihne indirerek yaşamak arasında büyük bir fark vardır. Asıl mesele taklidi imandan tahkiki imana geçmektir. Bu da anlamak ve uygulamakla mümkündür. Tesettür konusu da böyledir. Uygulamalara bakıldığında örtülü birçok kadın vardır; ancak tesettür, bedeni örtmekten daha fazlasıdır. Tesettür; ahlak, haya ve iffet kavramlarını da beraberinde getirir.
Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarına gelen tesettür, terim olarak dinin getirdiği ölçüler doğrultusunda bedeni örtmek manasına gelmektedir.
Hanımların tesettürü ile ilgili olarak Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar. Ziynet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar.” (Nûr suresi, 24:31)
“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle: Dışarı çıkarken üstlerine cilbablarını alsınlar.” (Ahzâb suresi, 33:59)
Nûr ve Ahzâb surelerinde kadının örtünmesiyle ilgili önemli vurgular yer almaktadır. İlk bakışta sadece kadınları ilgilendiren bir mesele gibi görünse de İslam dini erkeklere de belirli sınırlar emretmiştir: “Erkeğin avret yeri göbeği ile diz kapağı arasıdır.” (Ahmed b. Hanbel, II/187)
Fıtratın Getirdiği Doğal Hadise
İslam dini insana değer veren bir dindir. İnsanın bedeni kıymetlidir ve bir eşya gibi kullanılmasına asla müsaade etmez. Yaşadığımız çağda kadın erkek fark etmeksizin özgürlük adı altında bedenlerin mahremiyeti ifşa edilmektedir. Bu durum gerek bireysel gerekse toplumsal birçok sıkıntıyı beraberinde getirmektedir.
Özgürlüğü ve modernliği bedenin açılmasıyla ölçen bu düşünce, insanı gerçek özgürlüğünden ve özünden koparmaktadır. İnsanlık tarihine bakıldığında bedeni örtme arzusu ve ihtiyacının her dönemde var olduğu görülür. Bu, fıtratın getirdiği doğal bir hâdisedir.
Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın cennetteki durumlarını şöyle anlatmaktadır:
“Onlar o ağacın meyvesini tadar tatmaz, edep yerlerinin açıldığını fark ettiler. Derhâl buldukları cennet yapraklarıyla edep yerlerini örtmeye başladılar.” (A’râf suresi, 7:22)
4 İlke
Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın avret yerlerini örtmeye çalışması, insanın fıtrî bir içgüdüsüdür.
Gelelim kadının örtünmesine. Kadının örtünmesini dört madde ile özetleyebiliriz:
– El, yüz ve ayaklar dışında bedenin tamamı örtülmelidir.
– Giyilen giysi şeffaf olmamalıdır.
– Dikkat çekici olmamalıdır.
– Vücut hatlarını belli etmemelidir.
Bu kurallara uyulduğu müddetçe kadın kendi örtünme şeklini belirleyebilir. Burada belirlenmiş tek bir örtünme şekli, kumaş veya renk tarif edilmemiştir. Ancak zaman zaman “örtü siyah olmalıdır” ya da “tek parça olmalıdır” gibi ifadelerle uygulama daraltılmaktadır.
Nimet ve Zorluk
Allah’ın koymadığı sınırlamaları insanlar koymaya kalkınca yanlış anlayışlar ortaya çıkabilmektedir. Bu tür sınırlamalar, farz olan bir ibadeti farkında olmadan zorlaştırmaya götürmektedir. Bu da doğru değildir. İşi aslından koparmamak gerekir. Bunun yanı sıra günümüzde “tesettür kıyafeti” adı altında birçok tesettüre uygun olmayan ürün satılmaktadır. Bir giyim tarzına “tesettür” etiketi eklemek, onu gerçekten tesettürlü hâle getirmez.
Biz ahir zamanda yaşayan bir ümmetiz. Bu çağın getirdiği nimetler olduğu gibi zorlukları da vardır. Zamanı ve değişim sürecini doğru okumak, bizi yanlış uygulamalardan alıkoyacaktır. Resûlullah (sav) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Ateş ehlinden iki sınıf vardır ki henüz onları görmedim: Yanlarında sığır kuyruğu gibi şeyler taşıyıp onunla insanlara vuran kimseler ve giyinmiş çıplak kadınlar…”[Müslim, Cennet 53, (2857), 52, (2128).]
Şunu bilmeliyiz ki rivayetlerde anlatıldığı gibi ahir zamanda dinde yozlaşmalar olacaktır. Maalesef tesettür konusu da bundan etkilenmektedir. Artık her başörtülü aynı zamanda tam anlamıyla tesettürlü değildir. Bedeninde örtülü yerler olsa dahi bütüncül olarak tesettür ölçülerine uyulmadığında, bu kişileri tam anlamıyla tesettürlü olarak nitelemek güçleşmektedir.
Bununla birlikte nasihat dinlemeye her zaman açık değiliz. Örneğin bir kadının boynu, saçı ya da mahrem olan bir yeri açıldığında, Müslüman bir kardeş olarak görevimiz ona bunu hatırlatmak ve dilimizle düzeltmeye çalışmaktır. Buradaki düzeltmeyi kişisel bir saldırı olarak algılamamak gerekir; zira kişinin iyiliği ve hayrı için söylenmiştir. Mesele, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker, yani iyiliği emredip kötülükten sakındırmaktır. Ancak günümüzde tesettürle ilgili nasihatlerden rahatsız olan, kulak asmayan ve kendi örtünmesindeki eksikliği düzeltmeyi hedeflemeyen kişilerle karşılaşmaktayız. Hâlbuki buradaki hedefimiz Rabbimizin emrini doğru anlamak ve yaşamaktır.
Müslümanlar olarak din kardeşimizin yaptığı bir uyarıyı dinlemek, tartmak ve üzerine düşünmek faydalı olacaktır. Uyaran kişi ise nebevî metotla; yani sevdirerek, rencide etmeden ve tatlı bir dille bunu yapmalıdır. Zira hakaret içeren uyarılar ne Peygamber metodudur ne de tesirlidir. Burada kullanılan dil son derece önemlidir.
Dindeki tesettür anlayışımızı korumak ve tahrif edilmesini engellemek için doğru ile yanlışı, helal ile haramı net bir şekilde ortaya koymamız gerekmektedir. Yanlışı tolere etmek empatik bir yaklaşım değil, doğrunun hakkını vermemektir.
Hayattaki hedefimiz Allah’ın rızasını kazanmak ise, yaptığımız ameller üzerinde düşünmeli ve O’nun rızasına uygun bir hayat yaşamayı amaçlamalıyız. Rabbim bizi rızası doğrultusunda yaşayanlardan eylesin.

