AB’nin Irkçılıkla Mücadelede “Eşit Olmayan” Eşitlik Söylemi

AB’nin Irkçılıkla Mücadelede “Eşit Olmayan” Eşitlik Söylemi

Avrupa Komisyonu 2026–2030 dönemini kapsayan “Irkçılıkla Mücadele Stratejisi”ni açıkladı. “Eşitlik Birliği” idealinin altı çizilen stratejide; ırkçılığın farklı biçimlerinin – antisemitizmden Romanlara yönelik ayrımcılığa, Müslüman karşıtı nefretten Asya kökenli topluluklara yönelik düşmanlığa kadar- aynı çerçeve içinde ele alındığı belirtiliyor. Metnin dili kapsayıcı ve hedefleri iddialı olsa da belge dikkatle okunduğunda, bu eşitlik iddiasının pratikte her grup için aynı siyasi karşılığı taşımadığı görülüyor.

Sorun Tespiti Var, Eşit Siyasi Kararlılık Yok

Stratejide, AB kurumlarınca yapılan araştırmalara dayanılarak, Müslümanların Avrupa genelinde ciddi yapısal dezavantajlarla karşı karşıya olduğu ifade ediliyor. Örneğin; metinde Müslüman hanelerin ciddi maddi yoksunluktan üç kat daha fazla etkilendiği ve Müslümanların yüzde 40’ının aşırı kalabalık konutlarda yaşadığı gibi çarpıcı veriler yer alıyor. Bu veriler, ayrımcılığın münferit olaylardan ibaret olmadığını; istihdamdan barınmaya kadar uzanan yapısal bir sorun olduğunu gösteriyor. Komisyon da bunu inkâr etmiyor. Aksine stratejide, “yapısal ırkçılık” kavramını açıkça kullanıyor. Buraya kadar bir sıkıntı yok, ancak konu bu sıkıntılarla mücadele aşamasına geldiğinde, kullanılan dil ve önerilen araçlar ciddi biçimde değişiyor.

Aynı strateji, antisemitizm söz konusu olduğunda son derece net. AB, antisemitizm noktasında, Uluslararası Holokost Anma Birliği’nin (IHRA) tanımını esas alarak tüm üye devletleri kapsayan bağlayıcı bir yaklaşım benimsiyor ve bu mücadeleyi ayrı bir strateji belgesiyle kurumsallaştırıyor.

Romanlara yönelik ayrımcılık (antiziganizm) için de benzer bir tablo mevcut. AB, Romanların eşitliği, katılımı ve sosyal hayata dâhil edilmesi için ayrı bir stratejik çerçeve oluşturmuş durumda. Hedefler, göstergeler ve ulusal düzeyde uygulanması beklenen politikalar açıkça tanımlanmış. Bu iki örnekte de söz konusu gruplara yönelik ırkçılığın tanımı, çerçevesi ve buna karşı açık bir siyasi irade bulunuyor. 

Müslümanlara yönelik nefret söz konusu olduğunda ise tablo değişiyor. Komisyon, Müslüman karşıtı nefreti ismiyle anıyor; bu önemli bir adım. Ancak devamında sunulan yaklaşım, bağlayıcı politikalardan ziyade inceleme, tanım geliştirme ve farkındalık faaliyetleriyle sınırlı kalıyor. Müslüman karşıtı nefretle mücadelede ne net bir zaman çizelgesi ne de üye devletler için somut yükümlülükler yer alıyor.

Bu da Avrupa Birliği’nin bazı nefret biçimleriyle “neyle ve nasıl mücadele ettiğini” net biçimde tanımlarken, İslam düşmanlığını hâlâ tanımlanması gereken bir olgu olarak ele aldığını gösteriyor. Avrupa Komisyonu, stratejinin sonuç bölümünde tüm ırkçılık biçimleriyle “eşit ve bütüncül” bir şekilde mücadele edileceğini vurguluyor. Ancak metnin kendi içindeki yaklaşım farklılıkları, bu söylemin henüz pratiğe tam olarak yansımadığını açıkça gösteriyor.

Bir nefret biçimini; “bağlayıcı politikalarla” ele almak başka, “araştırma ve farkındalık” düzeyinde tutmak bambaşka bir şeydir. İslam düşmanlığına yönelik bu temkinli ve geciktirici yaklaşım, Avrupa’daki milyonlarca Müslüman’a “sizin mağduriyetinizi görüyoruz, ama henüz sizin için net bir siyasi pozisyon almaya hazır değiliz.” mesajını vermektedir. 

Eğer Avrupa Birliği gerçekten bir “Eşitlik Birliği” olmak istiyorsa, İslam düşmanlığıyla mücadelede de net bir tanım, bağlayıcı bir siyasi çerçeve, uygulanabilir etkili politikalar, şeffaf izleme ve raporlama mekanizmalarını oluşturmak zorundadır. Müslüman karşıtı nefret, diğer ırkçılık biçimleriyle aynı ciddiyetle ele alınan bir siyasi sorun hâline getirilmedikçe, eşitlik iddiası sadece kâğıt üzerinde kalacaktır. Avrupa’nın bugün ihtiyacı olan da tam olarak budur; eşit kararlılık ve adil muamele. 

ALMANYA | 28 Ocak 2026 Hasene’den Sudan’a 103 Tonluk İnsani Yardım

Sudan’a Uzanan Kardeş Eli

İnsani yardım derneği HASENE sizlerin desteği ile kriz bölgelerine kardeş elini, uzatmaya devam ediyor. Son olarak, Sudan’da yaşanan insani krize destek olmak amacıyla kapsamlı bir yardım sevkiyatı gerçekleştirildi.103 tonluk insani yardım sevkiyatı Mersin Limanı üzerinden Port Sudan’a ulaştırılmak üzere sevk edildi. Yardımların, bölgedeki ihtiyaç sahiplerine bir nebze de olsa nefes aldıracağını umuyor, bu çalışmalara destek olan tüm hayırseverlere teşekkür ediyorum. 

Bu arada İslam dünyasının geçmiş Berat Kandili’ni tebrik ederken, Avrupa çapında Bölge Yürütme Kurulu üyelerimizin katıldığı Yatılı Eğitim Seminerlerindeki heyecanı da sizlerle paylaşmak istedim. Rabbim tüm kardeşlerimizin hizmetlerini bereketlendirsin.