YAZARLAR
Emek Bilinci ve Müslümanlar
@Shutterstock
Müslümanların modern dünyayla ilişkilerinde dikkat çekici bir kopukluk var. Hayatın içinden konuşmak, insanların gerçek meselelerine temas etmek ve yaşanan problemlere çözüm üretmek konusunda ciddi bir zafiyet yaşıyoruz. Bunun en görünür örneklerinden biri de emek meselesidir.
Emek meselesinin modern dönemde kazandığı manayı anlamak için biraz maziye gitmek gerekir. Sanayi Devrimi ile birlikte üretim biçimleri köklü biçimde değişti. Fabrikalaşma, kentleşme ve ücretli emeğin yaygınlaşması, daha önceki dönemlerden farklı bir çalışma düzenini ortaya çıkardı. Uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, ağır çalışma koşulları ve iş güvenliği sorunları, emeği yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal bir mesele haline getirdi.
19. yüzyıldan itibaren işçi hareketleri ve sosyalist düşünce, emek ve sermaye ilişkisini sistemli biçimde ele aldı. İşçi hakları, sendikalaşma, çalışma süreleri ve gelir dağılımı gibi konular bu düşünsel ve siyasal hareketlerin temel gündemlerinden biri oldu. Böylece emek meselesi zamanla belirli bir ideolojik dilin güçlü biçimde ilişkilendirildiği alanlardan biri haline geldi. Bugün emek ve adalet denildiğinde akla çoğu zaman sol düşüncenin kavramlarının gelmesinin tarihsel arka planında bu süreç vardır.
Fakat burada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır. Emek gerçekten belirli bir ideolojinin meselesi midir? İslam açısından bakıldığında cevabın hayır olduğunu görmek gerekir. Alın terinin değeri, helal kazanç, işçinin hakkının gözetilmesi, ölçü ve tartıda adalet ve insan onurunun korunması İslam’ın yabancısı olduğu meseleler değildir. Dolayısıyla emeğin hakkını savunmak Müslümanların başkasından ödünç aldığı bir fikir olmak zorunda değildir. Tam tersine, bu mesele kendi ahlaki ve fikrî kaynaklarımızdan hareketle yeniden ele alınabilir.
Buna rağmen bugün Müslümanların önemli bir kısmı emek meselesini kendi dünyasının asli bir konusu olarak görmüyor. Çalışma hayatının dönüşümü, güvencesiz istihdam, gençlerin işsizlik kaygısı, düşük ücretler, göçmen emeği ve dijital ekonominin ortaya çıkardığı yeni çalışma biçimleri üzerine yeterince kafa yormuyoruz.
Oysa Müslüman olmak, yalnızca geçmişin meselelerine cevap vermek değildir. Tarihte tatile çıkmak hiç değildir! İçinde yaşadığımız zamanın ve mekânın problemlerini de dert edinmektir. Bugünün insanı nasıl çalışıyor, hangi haksızlıklarla karşılaşıyor, emeğinin karşılığını alabiliyor mu? Bu soruları sormak ve adil çözümler üretmek bizim sorumluluğumuzdur.
Emek bilincini başkalarının ideolojik tekelinden kurtarıp İslam’ın adalet ve insan onuru anlayışı içinde yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir. Çünkü hayatın gerçeklerinden uzaklaşan bir Müslümanlık, hayat üzerinde söz söyleme imkânını da giderek kaybedecektir.
