Öz(ü)gürleştiren Peygamber – 3

Öz(ü)gürleştiren Peygamber – 3

Hz. Peygamber’in öz(ü)gürleş(tir)me sürecini kılavuzlaması, bireyin ahlaken özgürleşmesini kapsamaktadır. Kalbi ve zihni bütün yanlış inanç ve düşüncelerden arındığı, açık seçik bilgilerle donandığı oranda birey, gerçekte ahlakî özgürlük düzeyine yükselme imkânını elde edebilir. Çünkü birey, böyle bir içsel arınmayı sağlayacak olan düşünme/anlamlandırma yeteneğini geliştirdiği kadarıyla kendi değerlerini oluşturarak onlara göre kendini yönetme, denetleme, hayatını düzenleme gücünü yükseltebilmekte; dolayısıyla, dışa ve iç dürtülerine bağımlılıktan kurtulup özgürleşmektedir. Ahlaken öz(ü)gürleş(tir)me, bireyin hayatında tam bir tutarlılık, çelişkilere kolay kolay düşmeme imkânı sağlamaktadır. İşte gerçek özgürlük, bu içsel/ahlaksal özgürlüktür. Zira özgürlük, kişinin, kendi inanç, fikir ve davranışlarını herhangi bir baskı ve engel olmadan belirleyebilmesi, iradesinin herhangi bir kişi veya kurum tarafından engellenmemesidir. Özgürlük, temelde insanın kendine sınır çizebilme, kendini tutabilme kabiliyetidir, eylemlerini yöneten ilkleri vb. kendisinin seçebilmesidir. Yoksa, kişinin kafasına eseni yapması demek değildir. Zira, kafasına eseni yapanın seçenekleri yoktur; hayvanlar gibi dürtülerinin mahkumudur. İnançların “eleştirilmeden edinilmiş şeyler” olduğu, dolayısıyla “insanın ahlaksal eylemlerinin” onlarla temellendirilemeyeceği iddiası da, İslâm açısından temelsizdir.

Öz(ü)gürleştiren Peygamber – 2
YAZARLAR | 15 Ekim 2026
Öz(ü)gürleştiren Peygamber – 2

Ahlakça öz(ü)gürleşmiş Müslüman birey, hakikate, yani Allah’ın rızasına uygun davranmanın en üst menfaat olduğunu (Tevbe suresi, 9:72) öylesine içselleştirmiştir ki, başka hiçbir çıkar arzusu ya da zarar korkusu, onun özgürlüğünü kısıtlayan prangaya kolay kolay dönüşemez. Bu ahlak, “Allah’ı görüyormuşçasına O’na kulluk etme” bilincinin beslediği imana dayanmaktadır. Emin olma halini içeren bu iman, onun yapması gerekenleri yapmasını sağlamakla birlikte yapmaması gerekenlerden geri durmasını, kendini tutmasını da sağlar. Nitekim Kur’ân’da ahlâk, çoğu zaman bir yapma buyruğundan çok, bir yüz çevirme fiiliyle belirtilir. Böylesi vazgeçme bir kayıp değil, insanın bilinçle kapatılan kapıların arkasında kendisini, ahlakî özünü bulması, saygınlık düzeyini yükseltebilmesidir. 

Hz. Peygamber öyle bir manyetik alan oluşturmuş ki, oraya girenlere onun örnek ahlakı (Kalem suresi, 68:4) şu veya bu ölçüde sirayet etmiştir. Her biri, ahlakî potansiyelini geliştirip fıtratta bulunan ahlakî özü işlevsel hale getirerek yepyeni varoluş imkânı elde etmiştir. Hz. Peygamber’in Kur’an ahlakını, özüyle, sözüyle, tutum ve davranışlarıyla ortaya koyarak numune-i imtisal olması, insanlar tarafından içtenlikle örnek alınarak öz(ü)gürleş(tir)melerini sağlamıştır. Kur’an’ın ifadesiyle o, “Allah’ın insanlara büyük bir lutfu” olmuştur (Al-i İmrân suresi, 3:164).