Hayat

Namazlarda Sesli ve Sessiz Okumanın Hikmeti

Peygamber Efendimiz (a.s.) da namazları eda etme noktasında kendisine uyulmasını şu sözüyle emretmiştir: “Ben nasıl namaz kılıyorsam siz de öylece kılınız.” (Darimi, Sünen, Salat, 42.)
M. Hulusi Ünye
07 Şubat 2020

Namazları kılarken okunan Fâtiha suresi ve devamında okunan Kur’an sure ve ayetlerinin açık veya gizli okunmasının pek çok hikmeti vardır. Hangi namaz ve hangi rekâtta nasıl okunacağı Peygamber Efendimiz (a.s.)’dan öğrenilmiş sahabe de öylece devam etmiştir.

İsrâ suresinin 110. ayetinde “Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut.” buyurulmaktadır. Rivayete göre, Peygamber Efendimiz (a.s.) sahabeye İslam’ın ilk devirlerinde namaz kıldırırken yüksek sesle Kur’an okuyordu. Müşrikler de okunan ayetleri işitiyor ve okunan ayetleri işitmemek veya başkalarının dinlemesine fırsat vermemek için, ıslık çalıyorlar, el çırpıyorlar, yüksek sesle boş lakırdılar yapıyorlardı.

Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer örnekliği

Hz. Ebû Bekir (r.a.) namazı sessiz kıraatle kılıyor ve kıldırıyordu. Soranlara da “Ben Allah’a münacaat ediyorum (yalvarıyorum) O da benim ihtiyacımı zaten biliyor.” diyordu. Hz. Ömer (r.a.) efendimiz ise yüksek sesle kıraat yaparak namaz kılıyor, soranlara da “Ben şeytanları kovalıyorum, puta tapanları ikaz ediyorum.” diyordu.

Bu ayet inince Efendimiz (a.s.), Hz. Ebû Bekir (r.a.)’a “sesini biraz yükselt”; Hz. Ömer (r.a.) da “sen de sesini biraz kıs” buyurdu. Peygamber Efendimiz (a.s.) ise “ikisi ortasında bir yol tut”emrinden hareketle gece namazlarında arkasındaki cemaat işitecek şekilde açıktan okuyor; gündüz namazlarında ise, içinden sessiz bir şekilde okuyarak namazları kıldırıyordu. Medine-i Münevvere’de müşriklerin rahatsızlık vermeleri gibi bir problem olmamasına rağmen Mekke’de kılınan namaz şekli aynı ile muhafaza edildi. Ancak gündüz kılınan cuma ve bayram namazlarında yapılan açık kıraat şekli istisna edildi.

Namaz ibadeti, iman  ettikten sonra ilk eda edilecek bir farz ve kulluk görevidir. Bu görev günün muhtelif saatlerine serpiştirilmiş ve bir bakıma her vakitte Allah’ın lutfettiği nimetlere şükredilmesi kula tenbih edilmiştir. Gündüz vakitlerinde etrafına bakan insan, bu âlemde her şeyin Allah’ı zikrettiğine ve O’na kullukta yarıştığına şahit olur.

Peygamber Efendimiz (a.s.) da namazları eda etme noktasında kendisine uyulmasını şu sözüyle  emretmiştir: “Ben nasıl namaz kılıyorsam siz de öylece kılınız.” (Darimi, Sünen, Salat, 42.)

Namazları kılarken okunan Fâtiha suresi ve devamında okunan Kur’an sure ve ayetlerinin açık veya gizli okunmasının pek çok hikmeti vardır.

Rabbimiz (c.c.), “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder; O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur;” (İsrâ suresi, 17:44.) buyurur. Bu hâli gören insan kendi kulluğundaki noksanlığı görür ve gündüz vakitlerde kıldığı namazlarında sessiz okur.

Gece Namazları

Gece vakti olunca insan düşünür ve herbir şeyin istirahata meyletmiş olduğunu ve herşeyin sessizliğe gömüldüğüne şahit olur. İşte bu sükunet ortamını ibadet neşvesiyle şenlendirmek ve bulunduğu yeri Allah’ı zikretme meclisine dönüştürmek için Kur’an’ı ilk iki rekâtta sesli okumaya başlar. Bu da ortama hakikaten yakışır. Sessiz kıraat yapılan son rekâtlarda ilk iki rekâttaki coşku ve neşve hâli, bu defa yine kul olarak insanın âciz, fakir, muhtaç ve noksan hâlini görmeye evrilir. Artık sesini indirmiş, Allah’ın huzurunda bulunmanın coşkunluğunun yerine aciz bir kul olmanın ezikliğini hisseder olmuştur. Heybet-i İlahî’ye kapılmış; korku ve haşyet kendisini sarmalamıştır.

Biz bu gün genel manada bu incelikleri kıldığımız namazlarımızda belki hissedemiyor olabiliriz. Ama ashâb-ı kirâmın, tabiin neslinin ve her zaman var olan salih, ehl-i takva ve ihlas ehli insanların kılmış olduğu namazlarıyla alakalı menkıbelerinde görmekteyiz. Kur’an ayetlerinde bunlara işaret edilerek şöyle buyurulmuştur: “Şüphesiz, gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir. Çünkü gündüz, seni uzun uzun alıkoyacak işler vardır.” (Müzzemmil suresi, 73:6-7.)

İfade etmeye çalıştığımız bu hususlar namazın hikmetlerinden bazılarıdır. Aslında hikmetler yapılan ibadetlerin şart ve sebeplerinden değildir. Çünkü biz bir ibadeti yaparken, o ibadeti bize emreden Allah’a kulluk, tebliğ ve tatbik eden Allah Resulü (a.s.)’ın uyarılarına göre hareket ederiz. Çünkü Rabbimiz (c.c.), “Ey inananlar! And olsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Resulullah (Allah’ın Elçisi) en güzel örnektir.” (Ahzâb suresi, 33:21.) buyurmuştur. Peygamber Efendimiz (a.s.) da namazları eda etme noktasında kendisine uyulmasını şu sözüyle  emretmiştir: “Ben nasıl namaz kılıyorsam siz de öylece kılınız.” (Darimi, Sünen, Salat, 42.) Allah bütün ibadet ve taatlerimizi noksansız kabul etsin inşaallah.

Reklam (İç Sayfa)

en çok okunanlar

Reklam

Pin It on Pinterest

Paylaş