Aile

İçimizdeki Yaralı Çocuğu Fark Edelim

Başkasından beklediğimiz şefkat, anlayış ve onayı kendi kendimize vermeyi alışkanlık hâline getirelim.
Gülümser Arslan
02 Ekim 2020

Biz insanlar aciz varlıklarız. Doğduğumuzda bizi sarıp sarmalayan, doyuran ve ihtiyaçlarımızı karşılayan birileri olmadan hayatta kalamıyoruz. Gözlerimizi dünyaya açtığımız ilk andan itibaren çevremizle sürekli etkileşim hâlinde büyüyoruz. Bizi büyütenlerin ruh hâlleri siniyor üzerimize. İyi veya kötü, kasıtlı veya kasıtsız maruz kaldığımız muamelenin etkisinde bir benlik inşa ediyoruz. Çocukluğumuzda yaşadığımız olumsuzluklar ruhumuzda derin yaralar bırakabiliyor. Gözle görülmeyen,  boyutu ölçülemeyen ama acısı bir ömür süren yaralar. Ruhumuzda oluşan bu yara bereler hayat boyunca davranışlarımıza ve kararlarımıza etki ediyor. Bununla birlikte yaşam kalitemizi de düşürüyor.

Kusursuz insan olmadığına göre, kusursuz  anne baba da yoktur. Hâliyle bizi yetiştiren kusurlu anne babaların ruhu yara almış kusurlu evlatları olarak kendi çocuklarımızı yetiştirmeye çalışıyoruz. Bu yüzden çoğu zaman tökezliyoruz. Üzerimize yüklenen ebeveynlik sorumluluğunu ayağımıza dolanan duygularımız yüzünden taşıyamadığımız zamanlarımız oluyor. Yetersiz ve çaresiz hissetmeye başlıyoruz. Çocukluğumuzda yaşadığımız hayal kırıklıkları, karşılanamayan ihtiyaçlarımız, eksik kalan duygusal beklentilerimiz, bilhassa anne babalarımızla aramızdaki çözümlenememiş sorunlarımız ne kadar çoksa içimizdeki yara da o kadar derin oluyor.

ŞİMDİMİZDE GEÇMİŞİMİZİN İZLERİ VARDIR

Yaşadığımız anda, şimdimizde geçmişimizin izlerini görebiliyoruz. Bugün hayatımızda olan insanlarla ilişki biçimimiz, onlardan istek ve  beklentilerimiz  çocukluğumuzdan kalma özlemlerimizin tesiri altında kalabiliyor. Bilinçsizce gerçekleşen bu durumun çoğunlukla farkına varamıyoruz. Özellikle çok sevdiğimiz çocuklarımıza bize davranıldığı gibi davranma eğiliminde olabiliyoruz. Bu durumda geçmiş bir neslin eğitim hatalarını farkında olmadan bir sonraki nesle aktarabiliyoruz. Böylece hatalar silsilesi nesilden nesile geçiyor.

Neyse ki bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğu günümüzde bilinçlenen kişi sayısı da giderek artıyor. Çocukluğunda duygusal ihtiyaçları ihmal edilmiş, buna rağmen kendi çocuklarının istek ve arzularını her şeyin üzerinde tutan ebeveynler  de var artık. “Biz görmedik bari onlar görsün”, “Bizim hiç olmadı, bari onların olsun” diyen, edindiği pedagojik bilgileri hayatına geçirme konusunda yoğun bir özveri içinde olan ebeveynler.

Sonuç olarak; ya yaşadığı olumsuzlukları farkına varmadan  kendi ebeveynlik serüvenine aktaran, ya da  daha iyi yapacağım  diye kendi duygu ve ihtiyaçlarını arka plana itip, tüm odağını kendi çocuklarını  memnun  etmeye adayan bir ebeveyn profili çizebiliyoruz. Dikkatli bakıldığında her iki profilde  de içindeki yaralı çocuğu bir zamanlar anne babasının yaptığı gibi ihmal eden bir yetişkin görürüz.

ÖNCE KENDİ YARALARIMIZI İYİLEŞTİRMELİYİZ

Kendi yaralarımızı sarmadan sağlıklı bir yaşam sürmemiz, çocuklarımız eşimiz ve çevremizle  sağlıklı ve etkili bir iletişim kurmamız zorlaşır. Eğer geçmişten kalma yaralarımız varsa önceliğimiz bu yaraları iyileştirme yönünde olmalıdır.

Sesi çok cılız çıktığı için, içimizde bir yerlerde sahipsiz kalmış kırılgan, bir o kadar da öfkeli, sevgiye muhtaç, o yaralı çocuğun sesini çoğu zaman duyamayabiliyoruz. Bunun için arada bir durup duygu dünyamıza bir göz atalım. Derinlerden gelen iç sesimizi duymayı öğrenelim. Belki bir doğa yürüyüşü eşliğinde, belki sakin bir ortamda kendimizi dinleyelim. His ve duygu dünyamızdan gelen seslere kulak verip, içimizdeki çocukla tanışalım.

Davranışlarımızı belirleyen duygularımızın altında hangi ihtiyaçlarımızın  yattığını bulabiliriz böylece. Bazen bir öfkenin altında sevgi, kıskançlığımızın altında güven, kırgınlığımızın altında onay ihtiyacımız yatabilir.

Herkeste bu böyle olmayabilir “kendimizdekileri” keşfetmeliyiz.  Bize kendimizi iyi hissettiren yöntemleri bulup, zayıf olduğumuz yanlarımız kadar güçlü yanlarımızı da iyileşme sürecimize  önemli bir kaynak olarak dahil edebiliriz.  Bunları tek başına yapamayacağımıza kanaat edersek yardım almaktan çekinmemeliyiz. Başkasından beklediğimiz şefkat, anlayış ve onayı kendi kendimize vermeyi alışkanlık hâline getirelim.

Böylelikle daha çabuk iyileşiriz. Ruhumuzdaki yaralar iyileştikçe duygularımız sonra davranışlarımız, ondan sonra da insanlığımız ve kulluğumuz iyileşir. Küçük bir  çocuğa yaklaşır gibi yaklaşalım ruh dünyamıza. Orada hor görülmekten bıkmış, bastırılmaktan, yok sayılmaktan bunalmış yaralı iyileşmeyi bekleyen bir çocuk var.

Reklam (İç Sayfa)

Pin It on Pinterest

Paylaş