“Ahsen-i Takvim” İle “Esfel-i Sâfilîn” Arasında İnsan

“Ahsen-i Takvim” İle “Esfel-i Sâfilîn” Arasında İnsan

“Doğrusu, biz insanı ahsen-i takvim üzere yarattık. Sonra da aşağıların aşağısına çevirdik.” (Tîn suresi, 95:4-5).

Allah, insanı diğer yarattıklarında bulunmayan en uygun ve en güzel bir cisim ile yaratmış ve onu aynı zamanda iyi ile kötüyü, faydalı ile zararlıyı ayırt edebileceği ve seçimde bulunabileceği akıl ve irade ile donatmıştır. Bu ona diğer canlılardan farklı olarak “sorumlu kul” olma vazifesi de yüklemektedir. 

İnsanın diğer canlılar arasındaki konumunu ve Allah katındaki değerini belirleyen seçimlerinin sonucunda elde ettiği “ahsen-i takvîm” ile “esfel-i sâfilîn” arasındaki durağıdır. Bu yolda onun önüne diken döşeyen İblis ile onun içindeki işbirlikçisi nefsidir. Bu konudaki farkındalık onun tercihlerinde etkilidir. 

Ahsen-i takvim, en güzel biçim, en uygun yapı ve en mükemmel ölçü anlamlarına gelir. Allah Teâlâ insanı hem bedensel hem de ruhsal özellikleri bakımından özel bir donanımla yaratmıştır. İnsanın diğer canlılardan farklı olarak düşünebilmesi, olayları değerlendirebilmesi, konuşabilmesi ve öğrendiklerini aktarabilmesi onun sahip olduğu nimetler arasındadır. 

Meleklerden Daha Yüksek Bir Yaratılış: Ahsen-i Takvim
HAYAT | 1 Mart 2024
Meleklerden Daha Yüksek Bir Yaratılış: Ahsen-i Takvim

Allah’ın insana verdiği akıl ve irade, onun hayatını anlamlı kılan en önemli özelliklerdendir. İnsan, aklı sayesinde doğruyu araştırabilir, yanlışlarını fark edebilir ve kendisini geliştirebilir. İradesi sayesinde ise karşılaştığı farklı seçenekler arasında iyi ve faydalı olanı alabilir, meşru ölçülerin içinde kalabilir. Örneğin bir insan, haksızlık yaparak çıkar elde etme imkânına sahip olduğu hâlde adaleti, öfkelendiğinde intikam yerine sakinliği seçebilir. Bu tür tercihler, insanın yaratılışındaki güzelliği ahlaki davranışlarla ortaya koyduğunu gösterir. Dolayısıyla insanın gerçek değeri yalnızca dış görünüşüyle değil, sahip olduğu imkânları nasıl kullandığıyla da ilgilidir. 

İnsan tercihlerinde kendisine yakışmayan turum ve davranışlar içine girdiği ölçüde ahsen-i takvim özelliğinden uzaklaşır ve aşağıların aşağısı anlamına gelen esfel-i sâfilîne doğru geriler. Sözgelimi insan, aklını hakikati bulmak yerine aldatmak, hizmet yerine vahşet için kullanırsa; iradesini yalan, zulüm, kibir, bencillik ve merhametsizlik gibi kötülüğe yöneltir ve arzularının egemenliğine girerek hırs, tamah, gazap, öfke içine düşerek ahlaki sorumluluklarını göz ardı ederse manevi bakımdan düşüş yaşar, hem kendisine hem de çevresine hiçbir varlığın başaramayacağı ölçüde zarar verebilir. 

Surede, iman edip işini kuralına göre yapmanın (salih amel) (Tîn, 95/6) ahsen-i takvim üzere kalmanın yolu olduğuna işaret edilir. Buna göre insana düşen iradesini vahyin rehberliğine yöneltmesi, vicdanını aktif tutması ve buna göre davranışlarını sorgulamasıdır.

Sonuç olarak akıl ve irade sahibi olmanın verdiği sorumluluk ile insan yaratılışına uygun erdemli bir hayat yaşayabilirse insan kalabilir.

En doğrusunu Allah bilir.