Ömrün Edebi Hazanı

Ömrün Edebi Hazanı

Sonbahar herkeste farklı bir his, farklı bir duygu bırakır. Yıllar önce yaşamış bir insanın yazdığı birkaç cümle, bugün senin kalbini titretiyor. Zaman geçiyor, insanlar ölüyor, anlar ve hisler değişiyor; ama kelimeler aynı, bir duygu, bir mısra yaşamaya devam ediyor.

Ziyattin Bayankulu

Hafif çiseleyen yağmurun sesi, radyoda çalan o efsunlu şarkı, elinde tuttuğun ve her yudumda ruhunu ısıtan çay ve tabiatın o inanılmaz kabuk değişimi… Bu duygular içinde gözlerini bir noktaya çivilemiş, uzun ve derin bir düşünceyle kendini mevsime kaptırmışsan ister istemez hüzünlenirsin. Hayatın film şeridi gibi geçer gözlerinin önünden…

Günün artık uzun olmadığını, güneş tam tependeyken gölgenden anlarsın. Anlarsın, artık güneş eskisi gibi yakmıyordur seni. Akşam olduğunda rüzgâr tenini üşütmeye başlayınca veyahut havanın karardığını fark edip balkonun kapısını kapatınca…

Gölgen eskisi kadar kısa değildir gün ortasında. Güneş erken çekiliyor köşesine, kuşlar yuvalarına erkenden dönüyor. Kâinata bir sonbahar hüznü çöküyor sararan her yaprakla birlikte.

Sen artık o eski sen değilsin. Duygular değişik, düşünceler farklı… Doğan her günle birlikte yeni bir soluk, yeni bir yaşam umudu, yeni bir arzu belirir sende. İşte tam da burada, “Hayat budur.” dersin. İnişlisiyle çıkışlısıyla, siyahıyla beyazıyla, seni sen yapan her şeyiyle hayat budur, dersin hafif bir gülümsemeyle.

Edebiyatın Yolu, Kendini Tanımaktan Geçer

Edebiyat, ölümlü insanın sonsuzluğa bıraktığı, karanlığa atılmış, hedefinin görünmediği en zarif oktur; izlerden ve etkilerden habersiz…

Ne diyordu Cemal Süreya: “Sonbahar sanattır, diğerleri mevsim.”

Sana kitaplardan, yazarlardan ya da şiirlerden söz etmek isterdim edebiyattan önce. Sana kendinden bahsetmeni isterdim. Çünkü edebiyat, insanın kendisine giden en uzun ve en güzel yoldur.

Bir kitabı okuduğunda sende bıraktığı izi duymak isterdim. Zira okunan her şiir, her hikâye veya dinlenilen her masal, herkeste farklı bir iz, farklı bir his bırakır.

Sinemada bir film izlediğinde izleyici, senaristin kaleminden, yönetmenin gözünden bakar dünyaya. Fakat bir hikâyeyi veya bir romanı okuduğunda herkesin zihninde farklı birer pencere açılır. Her okuyucu kendinden bir şeyler katar esere. Betimlemeler, tasvirler farklı olur her zihinde çünkü her zihnin yaşanmışlıkları, duyguları, düşünce ve hayal dünyası farklıdır. Herkes çocukluğundan bir parça ekler okuduğuna. İşte tam da edebiyatı farklı, zevkli ve zengin eden efsun da bu değil midir?

İnsanlığın Ortak Duygusu

Edebiyat, insanın hayal ettiklerini, kelimelere dökemediklerini, söyleyemediklerini başkalarının dilinden, kaleminden, belki de yüzyıllar önce aynı his ve düşünceye kapılıp seni sana anlatmasıdır.

Edebiyat sadece bir söz sanatı değil, aynı zamanda duyguların yüzyıllar içinde aynı güzellikte ve ahenkte kelimelerle dile gelmesidir; hiç tanımadığın, varlığından haberdar bile olmadığın kişiler tarafından…

Bazen bir şiir okursun veya bir şarkı dinlersin, şaşırırsın ve oracıkta, nasıl olur da benim hislerimi bu kadar güzel bir şekilde kelimelere döken birilerinin varlığından haberdar olmadığına hayıflanırsın, diye düşünürsün.

Sevince en sevdiklerinle paylaşırsın okuduğun en güzel mısraları veya seni büyüleyen çok güzel bir şarkıyı, bir tabloyu yahut okuduğun romandan bir kesiti, bir filmden en beğendiğin sahneyi…

Sonra dersin ki kendine: “Demek ki benden önce ama benimle aynı duyguları yaşamış ve onları kelimelere dökmüş o kadar çok insan varmış ki!” Hayret edersin.

Bazen bir romanın sayfalarında kendini bulursun, sahnede oynanan bir tiyatroda veyahut bir sinema filminde… İşte o zaman burnunun direği sızlar, tüylerin diken diken olur, ister istemez gözlerin buğulanır bu duygular arasındaki etkileşimden. Çünkü o sensin; sen de yıllar önce, farklı bir zamanda ve mekânda aynı şeyleri yaşamış, farklı tepkiler vermiş ama aynı duyguları tatmışsındır…

İşte edebiyat tam da burada başlar.

Edebiyat Nedir?

Edebiyat, duygu, düşünce, hayal, olay ve gözlemlerin dil aracılığıyla estetik ve etkili bir biçimde yazılı veya sözlü olarak ifade edilme sanatıdır.

Edebiyatın Temel Özellikleri

  • Malzemesi dildir: Resim boyayı, müzik sesi kullanırken edebiyat ham madde olarak kelimeleri ve dili kullanır.
  • Özgün ve estetiktir: Günlük konuşma dilinden farklı olarak seçilmiş, özenli ve sanatsal bir üslup taşır; okuyucuda veya dinleyicide estetik bir heyecan ve haz uyandırmayı amaçlar.
  • İnsana yöneliktir: Kaynağı insan yaşantıları ve hayal gücüdür; doğrudan insanı, toplumun değerlerini ve çağın ruhunu anlatır.
  • Kökeni: Kelime kökeni Arapça “edep” sözcüğüne dayanır. Türkçe karşılığı “yazın”dır. “Edebiyat” terimi Türkçede ilk kez Tanzimat Dönemi’nde Şinasi tarafından kullanılmıştır. 

Edebiyatın Sığınağında Bir Soluk

Belki de dünyada olanlardan bıkmışsındır, etrafından habersiz ve duyarsız olmak istemişsindir. Kitapların, şiirlerin mısra aralıklarında kaybolmak istemişsindir.

Felsefenin o karanlık ve kavgalı koridorlarında kaybolmaktansa, psikolojinin o modern havasından uzak, siyasetin ve tarihin o savaşlarından bıkkın, o çıkar alışverişlerinden uzaklaşarak edebiyatın naif; yakmayan ama ısıtan, ağlatmayan ama hüzünlendiren, pişman ettirmeyen, hayıflandırmayan, umutlandıran, sevindiren, çocuklar gibi seni mutlu eden satırlarında kaybolmayı istersin.

İşte edebiyat aslında tam olarak budur: Dünyanın sorumluluklarından, savaşlarından, çıkarlarından ve sinsiliklerinden beri ama olanlara ayna olan, farklı bir bakış açısıyla, eda ve üslupla anlatma sanatıdır edebiyat.

“Bilsin ki âlem ben şairim,

Biraz kırık, biraz âşık,

Biraz dünyadan habersiz,

Kendi dünyasının tam ortasında,

Her şeyden haberdar.”

Duyguların Dili

Gündelik hayatta birine “Seni seviyorum.” deriz ama şiirde şöyle der:

“Ben aşk nedir bilmem, eski kafalıyım,

Bir seni bilirim, bir de adın geçince sıkışan kalbimi.”

Gündelik hayatta “Seni özledim.” deriz ama şiirde:

“Yokluğun her akşam aynı saate eve dönüyor.” deriz.

Gündelik hayatta “Gitme, yanımda kal.” deriz ama şiirde şöyle der:

“Aklım çıkıyor aklımdan, sen çıkmıyorsun.”