Kâbe Yolunda Ailece Birlikte
@Shutterstock
Çocuklarla birlikte yapılan umre yolculuklarının, onların manevi gelişiminde derin izler bıraktığını belirten eğitimci Hatice Kaya, ailece yapılan ibadetlerin çocukların aidiyet duygusunu güçlendirdiğini söyledi. Kaya’ya göre küçük yaşta yaşanan Kâbe ve Mescid-i Nebevî hatıraları, çocukların hafızasında ömür boyu unutulmayacak manevi bir mirasa dönüşüyor.
- AİLE
- 26 Mayıs 2026
Çocuklarla birlikte tatil beldelerine gidiliyor, uzun yolculuklar yapılıyor ve farklı şehirler rahatlıkla ziyaret ediliyor. Buna rağmen söz konusu umre veya hac olduğunda, “Çocuklarla gidilmez”, “Sıcaktan etkilenirler”, “Kalabalık olur” gibi düşünceler birçok aileyi bu manevi yolculuktan alıkoyabiliyor.
Elbette umrenin kendine özgü zorlukları vardır. Ancak aileler kendi şartlarını doğru değerlendirip gerekli tedbirleri aldıktan sonra, sağlık açısından ciddi bir engel de bulunmuyorsa, neden bu kutlu yolculuk ailece yapılmasın? Bazen zorlukları gereğinden fazla büyütüyor, manevi kazanımlarını ise yeterince düşünemiyoruz. Oysa çocukların küçük yaşta Kâbe ile tanışması, o manevi atmosferi hissetmesi ve ailesiyle birlikte ibadet iklimini yaşaması; onların gönül dünyasında ömür boyu kalacak çok kıymetli izler bırakabiliyor.
Çocuklarla ailece hac veya umre konusunu eğitimci Hatice Kaya ile konuştuk. Hatice hanımın kendisi, çocuklarını küçük yaşlarda ailece umreye götürmüş bir anne olarak, hem anne kimliğiyle hem de bir eğitimci olarak, bu yolculuğun manevi kazanımlarından anlattı.
Çocuklarla birlikte yapılan ibadet yolculuklarının, onların dinî ve manevi gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunu belirten eğitimci Hatice Kaya, umrenin aile bağlarını güçlendiren eşsiz bir tecrübe olduğunu ifade etti. Kaya’ya göre özellikle küçük yaşlarda edinilen manevi hatıralar, çocukların hafızasında silinmeyecek izler bırakıyor. Çocukların Kâbe ile kurduğu ilk bağın, hayatlarının ileriki dönemlerinde de güçlü bir manevi temel oluşturduğunu söyleyen Kaya, ailece yapılan ibadetlerin çocukların aidiyet duygusunu pekiştirdiğini vurguladı.
“Ailece Aynı Hedefe Yönelmek Çok Kıymetli”
Hatice Hanım, çocuklarla birlikte umreye çıkma kararı, aile bağlarını nasıl etkiler?
“Öncelikle ebeveyn olarak çocuklarımıza Rabbimizi tanıtmalı ve dinimizi sevdirebilmeliyiz. Hac ve umre, bunun için çok büyük fırsatlardır. Ailece hep beraber hac veya umre yolculuğu için karar vermek, bunun için iktisadi olarak birikim yapmak, hatta küçük çocuklar için bir umre kumbarası hazırlayıp onları da bu sürece dâhil etmek; aynı heyecanı birlikte yaşamak gerçekten benzeri olmayan bir duygudur. Çocuklarla beraber yapılan bu hazırlık süreci, aileyi aynı hedefe yönelmiş bir ekip hâline getirir.
Yıllar sonra çocuğun hafızasında; babasının omuzlarında gördüğü Kâbe, elinden tutularak yapılan tavaf, annesiyle birlikte Hacer annemizin izinden giderek yaptığı sa‘y ve yaşadığı güzel anılar kalacaktır. Anne-baba ile aynı yolda yürümek, aynı hedefe odaklanmak ve kardeşlerin birbirine destek olması aile bağlarını elbette kuvvetlendirir. Yolculuk sırasında yaşanan yorgunluk, kalabalık veya zorluklar olsa da bunların birlikte aşılması, aile içerisinde güven duygusunu ve bağlılığı artırır.”
“Din, Çocuk İçin Soyut Olmaktan Çıkıyor”
Çocuklarla birlikte yapılan ibadet ve ziyaretlerin, onların dinî bilinci ve aile duygusuna nasıl katkı sağladığını düşünüyorsunuz?
“Çocuk için din, bu yolculukla birlikte soyut bir anlatımdan somut bir hakikate dönüşür. Kâbe’yi görmek, tavaf eden insanların arasına katılmak, dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca Müslümanla aynı anda aynı ibadeti yapmak; çocukta güçlü bir aidiyet ve ümmet bilinci oluşturur. Farklı diller konuşan, farklı ten renklerine sahip insanların aynı kıbleye yönelmesi, çocukların zihninde çok derin izler bırakır.
Peygamber Efendimizi ziyaret etmek, O’nu seven insanları görmek ve aynı manevi atmosferi teneffüs etmek de çocuk kalbinde gerçek bir sıcaklık oluşturur. Özellikle Mescid-i Nebevî’nin huzurlu ortamı, çocuklara Peygamber Efendimizin (sav) merhametini ve çocuk sevgisini anlatmak için çok kıymetli bir fırsattır. Çocuk, anne ve babasının ibadete verdiği değeri yerinde görerek öğrenir. Bu nedenle umre ve hac yolculukları sadece bir ziyaret değil, aynı zamanda çocuk için güçlü bir manevi eğitim sürecidir.”
Bu kutsal yolculuğun; aile içi iletişim, sabır, paylaşım ve birlikte vakit geçirme açısından aileye ne tür katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
“Hac ve umre meşakkatli, zorlu bir seferdir. Heybesinde azık olarak sabır bulundurmayan kazançlı çıkamaz. Havanın sıcak olması, kalabalık, uzun yürüyüşler ve olumsuzluklar hep sabrı zorlayıcı şeylerdir. “Beraberce biz bunu aşabiliriz” diyerek birbirini desteklemek, faziletini düşünmek ve diğer Müslüman kardeşlerle paylaşılan bir hurma veya ikram edilen türlü türlü nimetler; dayanışma ve paylaşma duygusunu destekler.
Dünya telaşı içinde gün içerisinde birbirinden uzaklaşan aile fertleri, zorluklara katlanarak ibadet etmenin hazzını birlikte tadıp manevi açıdan güçleneceklerdir. Ayrıca tecrübeyle sabittir ki çocuklarla beraber yapılan umre seferlerinde ayrı bir bereket vardır. Açılmayan kapılar açılır, zorluklar kolaylaşır, bolca manevi ikramlar olur. Kalabalıkların içinden nice yollar açılır…”
Hatice Kaya, çocukların küçük yaşlarda yaşadığı manevi tecrübelerin ilerleyen yıllarda karakter ve kimlik gelişiminde önemli bir yer tuttuğunu belirterek, “Çocuklar belki yıllar sonra birçok şeyi unuturlar; fakat Kâbe’yi ilk gördükleri anı, anne-babalarıyla birlikte yaptıkları ibadetleri ve hissettikleri o manevi atmosferi unutmazlar. Bu nedenle çocuklarla birlikte yapılan hac ve umre yolculukları, sadece bugünü değil, onların gelecekteki manevi dünyasını da inşa eden çok kıymetli bir yatırımdır.” ifadelerini kullandı.
“Kutsalımızı Sahiplenmeliyiz”
Kaya şöyle devam etti: “Son olarak Mekke, Medine ve Kudüs Müslümanlar için değerli şehirlerdir. Anne babalar, bu şehirleri adeta evin içinde yaşamalı; onların kıymeti ile çocuklarını bilinçli ve şuurlu yetiştirmelidir. Ebu Hüreyre’den (ra) rivayetle Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Bir gün gelecek, insanlar Medine’yi bütün hayır ve güzellikleriyle terk edip gidecekler; orada sadece vahşi hayvanlar ve kuşlar kalacaktır.”
(Buhârî, Fezâilü’l-Medîne, 5; Müslim, Hac, 494, 499)
İnsanların dünyaya dalıp kıymetli şehirleri terk edeceklerinden bahsediyor Efendimiz. Dünya dertlerinden bir nebze sıyrılıp kutsalımıza sahiplenmeli, şuurlu ve bilinçli olmalıyız. Aile içinde gündem edinmeliyiz ki oraların sevgisini yavrularımızın kalbine nakşedebilelim. Özellikle Mescid-i Aksa’mız mahzun iken, Müslümanlar olarak ailemizin gündeminden düşürmemeliyiz. Dilimizde, kalbimizde Mekke, Medine ve Kudüs olmalı; namazlarımızdan sonra Mescid-i Aksa duamız dilimizden düşmemelidir.”

