Çaba ile Teslimiyet Arasındaki Denge
@Aziz Acharki, unsplash.com
İnsan hayatı boyunca birçok belirsizlik, zorluk ve sınavla karşılaşır. Bazen büyük emekler verir ama istediği sonuca ulaşamaz; bazen de hiç beklemediği anda yeni kapılar açılır.
- HAYAT
- 10 Haziran 2026
Zeynep Akpınar
Hayatın bu değişken yapısı karşısında insanların sıkça kullandığı ifadelerden biri “Allah’ın takdirine bırakmak” sözüdür. Ancak bu ifade çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bazı insanlar bu düşünceyi hiçbir şey yapmadan beklemek, hayatı akışına bırakmak ya da çabalamaktan vazgeçmek olarak görür. Oysa İslam’da Allah’ın takdirine bırakmak, insanın sorumluluklarını terk etmesi değil; elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra sonucu Allah’a teslim etmesidir. Bu anlayışın adı tevekküldür.
Çabanın ve Çalışmanın Önemi
Tevekkül, insanın önce çalışması, emek vermesi ve mücadele etmesi anlamına gelir. İnsan yalnızca dua ederek değil, aynı zamanda gayret göstererek yaşamını sürdürmelidir. Çünkü İslam’da emek kutsal kabul edilir. İnsan elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakır. İşte bu nedenle tevekkül, çaba ile teslimiyet arasındaki dengedir.
Kur’ân-ı Kerîm’de çalışmanın ve emeğin önemi açıkça belirtilmiştir. Necm Suresi 39. ayette şöyle buyrulur: “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm suresi, 53:39)
Bu ayet, insanın emek vermeden başarı beklememesi gerektiğini gösterir. İnsan gayret göstermeli, sorumluluklarını yerine getirmeli ve mücadeleden vazgeçmemelidir. Çünkü İslam’da insanın çabası değerlidir. Ancak insan her şeyi kontrol edemez. Hayatta bazen istenilen sonuç gerçekleşmeyebilir. İşte tam bu noktada tevekkül devreye girer. Talak Suresi 3. ayette Allah şöyle buyurur: “Kim Allah’a tevekkül ederse O ona yeter.” (Talak Suresi, 65:3)
Bu ayet, insanın yalnız olmadığını ve Allah’a güvenmesi gerektiğini anlatır. İnsan bazen bütün gücüyle mücadele eder ama yine de sonucu değiştiremez. Çünkü insanın bilgisi ve gücü sınırlıdır. Allah ise her şeyi bilen ve her şeye gücü yetendir. Bu nedenle tevekkül eden insan, üzerine düşeni yaptıktan sonra kalbini huzura bırakır.
Peygamberimizin Tevekkül Anlayışı
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), tevekkülün nasıl olması gerektiğini hadisleriyle açıklamıştır. Bir gün bir adam Peygamberimize gelerek: “Devemi salıp Allah’a tevekkül edeyim mi?” diye sordu. Peygamber Efendimiz ise şöyle buyurdu: “Önce deveni bağla, sonra tevekkül et.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 60)
Bu hadis, tevekkülün en açık açıklamalarından biridir. Çünkü burada insanın önce tedbir alması gerektiği anlatılır. Yani tevekkül, çalışmadan beklemek değildir. İnsan önce görevini yerine getirmeli, ardından sonucu Allah’a bırakmalıdır.
Bir öğrenci ders çalışmadan başarı bekleyemez. Bir çiftçi toprağı ekmeden ürün alamaz. Bir insan emek vermeden kazanç elde etmeyi bekleyemez. İslam’da çalışmak ve gayret göstermek önemli bir sorumluluktur. Tevekkül ise bu çabanın ardından Allah’a güvenmektir.
İnsan Her Şeyi Kontrol Edemez
İnsan hayatında kontrol edebildiği ve edemediği durumlarla karşılaşır. İnsan çalışabilir, plan yapabilir ve karar verebilir. Fakat sonuç her zaman onun istediği gibi olmayabilir. Bazen insan büyük emekler verir ama farklı sonuçlarla karşılaşır. İşte Allah’ın takdirine inanmak, insanın bu gerçeği kabul etmesini sağlar.
Kur’an’da bu durum Âl-i İmrân Suresi 159. ayette şöyle anlatılır: “Kararını verdiğin zaman artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah tevekkül edenleri sever.”
(Âl-i İmrân suresi, 3:159)
Bu ayet çok önemli bir dengeyi anlatır. Önce düşünmek, karar vermek ve harekete geçmek gerekir. Daha sonra ise Allah’a güvenmek gelir. Yani tevekkül; pasiflik değil, bilinçli bir teslimiyettir.
İnsan her şeyi kontrol etmeye çalıştığında yorulur. Gelecek korkusu, başarısızlık endişesi ve belirsizlik insanı yıpratır. Ancak Allah’a güvenmek, insanın iç huzurunu korumasına yardımcı olur. Çünkü kişi her olayın bir hikmet taşıdığına inanır.
İlim-irfan sahibi İmam Gazâlî de tevekkülün önemini eserlerinde sık sık anlatmıştır. Ona göre tevekkül, sebepleri tamamen bırakmak değil; sebeplerin üstündeki kudrete güvenmektir. İnsan çalışmalı, gayret göstermeli ve üzerine düşeni yapmalıdır. Fakat kalbini yalnızca yaptığı işe değil, Allah’a bağlamalıdır.
İmam Gazâlî’nin şu sözlerini de ilave edelim,tevekkülün anlamlarını çokca güzel açıklamış: “Tevekkül, sebepleri terk etmek değil; sebeplerin üstündeki kudrete güvenmektir.” Bir başka sözünde ise şöyle der: “Kul tedbir alır, çalışır ve gayret eder. Fakat kalbini sebeplere değil, Allah’a bağlar.”
Bu sözler, tevekkülün çaba ile teslimiyet arasındaki denge olduğunu açıkça göstermektedir. İnsan yalnızca bekleyerek değil, mücadele ederek tevekkül etmiş olur. Çünkü gerçek teslimiyet, emekten sonra Allah’a güvenebilmektir.
Tevekkülün İnsana Verdiği Huzur
Tevekkül eden insan, yaşadığı olayların arkasında bir hikmet olduğuna inanır. Bazen insan istemediği olaylarla karşılaşır. Ancak zaman geçtikçe bunun kendisi için hayırlı olduğunu anlayabilir.
Bakara Suresi 216. ayette şöyle buyrulur: “Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır. Sevdiğiniz bir şey de sizin için kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
(Bakara suresi, 2:216)
Bu ayet, insanın her şeyi bilemeyeceğini anlatır. İnsan yalnızca gördüğü kadarını bilir; fakat Allah geçmişi, bugünü ve geleceği eksiksiz bilir. İşte tevekkül, insanın Allah’ın bilgisine ve adaletine güvenmesini sağlar.
Tevekkül aynı zamanda sabırla da bağlantılıdır. İnsan bazen istediği şeye hemen ulaşamaz. Ancak sabırla mücadele etmeye devam eden kişi umudunu kaybetmez. Çünkü tevekkül eden insan bilir ki Allah, kulunun emeğini ve duasını görmektedir.
Tevekkülün Gerçek Anlamının Özeti
Tevekkül; Allah’ın takdirine bırakmak, hayatı boş vermek anlamına gelmez. Aksine insanın çalışıp çabaladıktan sonra sonucu Allah’a teslim etmesidir. İnsan üzerine düşeni yapar, plan kurar, emek verir ve mücadele eder. Daha sonra ise sonucu Allah’a bırakır. Çünkü insanın gücü sınırlıdır; fakat Allah’ın kudreti sonsuzdur.
Gerçek huzur da burada başlar. İnsan her şeyi kontrol etmeye çalıştığında yorulur; fakat elinden geleni yapıp sonucu Allah’a bıraktığında kalbi sakinleşir. İşte tevekkül, insanın hem güçlü kalmasını hem de iç huzurunu korumasını sağlayan en önemli manevi değerlerden biridir.
Yunus Emre’ye ait bir tasavvufî şiirle tamamlayalım: “Gönül Hakk’a dayandıysa gam olmaz, sabır eden kul asla yorulmaz.”