Mağfiret ve Teslimiyet Yolculuğu

Mağfiret ve Teslimiyet Yolculuğu

@Shutterstock

Her yolculuk insana yeni ufuklar açar; ancak hac yolculuğu insanı kendi hakikatiyle buluşturur. Kâbe’ye doğru atılan her adım, Hazreti Âdem’in tevbesini, Hazreti İbrahim’in teslimiyetini ve kulun Rabbine dönüşünü yeniden hatırlatır.

Hakkı Barutçu

Yaz mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte insanlar tatil planları yapmaya, yeni yerler görmeye ve farklı coğrafyalara doğru yolculuklara çıkmaya başlar. Yolculuk, insanlık tarihi kadar eski bir tecrübedir. İnsan, bulunduğu yerden ayrıldığında sadece mekân değiştirmez; aynı zamanda düşünce dünyasını genişletir, yeni tecrübeler edinir ve hayatı farklı açılardan görme imkânı bulur. Bu nedenle yolculuklar, insanın olgunlaşmasına ve kendisini daha iyi tanımasına vesile olur.

En Anlamlı Yolculuk

Nitekim tarih boyunca bazı yolculuklar yalnızca dinlenmek veya yeni yerler görmek için değil, insanın iç dünyasını inşa etmek ve onu hakikate yaklaştırmak için yapılmıştır. Hac yolculuğu ise bunların en anlamlı ve en köklü olanlarından biridir. Çünkü hac, sadece kilometrelerce yol kat etmek değil; aynı zamanda insanın kalbine, özüne ve yaratılış gayesine doğru yaptığı manevi bir yolculuktur.

Cenâb-ı Hak Kâbe hakkında şöyle buyurur: “İnsanlar için kurulan ilk ev şüphesiz Mekke’deki o mübarek evdir.” (Âl-i İmrân suresi, 3:96).

Ve yine Mekke için: “Şehirlerin anasını uyarman için…” (Şûrâ suresi, 42:7).

İnsanlığın Merkezi

Çünkü burası insanlığın merkezidir. Irkların, renklerin ve dillerin ötesinde bütün insanlığın Hazreti Âdem’de birleştiği noktadır. Hacca giden insan aslında kendi köklerine yürür. Nereden geldiğini, neden dünyaya gönderildiğini ve nereye döneceğini yeniden hatırlar.

Ancak hac yalnızca Hazreti Âdem’in mağfiret yolculuğu değildir. Aynı zamanda Hazreti İbrahim’in teslimiyet mektebidir. Asırlar sonra Kâbe’nin yeri kaybolmuş, insanlar onu unutmuştu. Cenâb-ı Hak, Hazreti İbrahim’e o yeri yeniden gösterdi: “Hani İbrahim’e Beyt’in yerini göstermiştik.” (Hac suresi, 22:26)

Fakat bu gösteriş sıradan değildi; büyük bir imtihanın başlangıcıydı. Cenâb-ı Hak, yıllarca evlat hasreti çeken Hazreti İbrahim’i, henüz emzikteki oğlu İsmail ve eşi Hacer validemizle birlikte çölün ortasında bırakmasını istedi.

Kur’ân-ı Kerîm’de Hazreti İbrahim’in duası şöyle aktarılır:

“Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını ekinsiz bir vadiye yerleştirdim.” (İbrahim suresi, 14:37)

Orada ne su vardı ne de hayat belirtisi. Bir anne ve bir bebek, çölün ortasında bırakılmıştı. Hazreti Hacer validemiz o anda şu soruyu sordu:

“Allah mı sana bunu emretti?”

Hazreti İbrahim “Evet.” deyince, teslimiyetin zirvesini gösteren şu cevabı verdi:

“Öyle hâlde Allah bizi zayi etmez.”

İşte hac, biraz da bu cümleyi öğrenmek için vardır.

HAYAT | 26 Mayıs 2026 Kâbe’ye Yürüyen İnsanlık

Müminin Görevi

İnsan hayatında bazen kapılar kapanır, işler bozulur, kayıplar yaşanır. Kimi zaman olayların hikmetini hemen anlayamayız. Fakat hac ibadeti bize şunu öğretir: Allah’ın takdirinde mutlaka bir hikmet vardır. Müminin görevi, elinden gelen gayreti gösterdikten sonra Rabbine güvenmektir.

Hazreti Âdem bize tevbenin yolunu öğretti. Hazreti İbrahim ise teslimiyetin yolunu gösterdi. Hac ibadeti, bu iki büyük hakikati aynı potada buluşturur: Mağfiret ve teslimiyet.

Kalplerin Arınması

Bu sebeple hac yolculuğu sadece bedenle yapılan bir seyahat değildir. Aynı zamanda kalbin arınması, nefsin terbiye edilmesi ve kulun Rabbine yeniden yönelmesidir. Hacı, ihrama girerken dünya makamlarını ve farklılıklarını geride bırakır; Arafat’ta insanlığın ortak kaderini tefekkür eder; Kâbe’nin etrafında dönerken hayatının merkezine yeniden Allah’ı yerleştirir.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:

“Kim bu Beyt’i hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınırsa, annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlarından arınır.” (Buhârî, Hac, 4)

Bu müjde, haccın yalnızca bir ibadet değil, aynı zamanda insanı yeniden inşa eden büyük bir kulluk mektebi olduğunu göstermektedir. Hacdan alınacak en büyük ders ise şudur: Allah’a güvenen, O’na teslim olan ve O’na yönelen kul hiçbir zaman zayi olmaz.