Kazancı Helal Kılan Ölçü: Gönül Hoşnutluğu ve Tam Rıza

Kazancı Helal Kılan Ölçü: Gönül Hoşnutluğu ve Tam Rıza

“Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret dışında birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin.” (Nisâ suresi, 4:29).

Kazancın helal veya haram yollardan elde edilmesi, ibadetlerin kabulünden aile huzuruna kadar hayatın hemen her alanını etkileyen temel bir husustur. Yukarıdaki ayette ifade edildiği üzere helal kazancın temel ölçüsü, alışverişe taraf olanların karşılıklı ve tam rızasıdır. Burada kastedilen rıza, yalnızca şeklen veya sözlü olarak gösterilen bir kabul değil, aynı zamanda gönül hoşnutluğunu da içeren samimi bir onaydır. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Bir kimseye din kardeşinin malından, gönül hoşnutluğu olmaksızın hiçbir şey helal olmaz.” (Ahmed b. Hanbel, V, 113).

Buna göre alıcı veya satıcının iradesini çeşitli yöntemlerle etkileyerek onu alışverişe razı etmek, görünüşte bir rıza bulunsa bile gerçek anlamda geçerli bir rızanın varlığına işaret etmez ve söz konusu kazancı helal hâle getirmez.

Bu kapsamda, utanma duygusu veya toplumsal baskı sebebiyle malın alınıp satılması; pazarlık tamamlanmadan, yani tam rıza oluşmadan paranın karşı tarafın eline tutuşturularak malın alınması; fiyatların manipüle edilmesi veya malın aşırı övgü ya da haksız yergiyle el değiştirmesinin sağlanması gibi uygulamalar, taraflardan birinin normal şartlarda kabul etmeyeceği bir işlem veya bedele razı edilmesi sonucunu doğurduğundan, gerçek rızayı ortadan kaldıran davranışlar arasında değerlendirilir.

Mal dolaşımının helal zemini olan gönül hoşnutluğu ve tam rızayı zedeleyen sebepler doğrudan olabileceği gibi dolaylı da olabilir. Bilgisizlik, ekonomik veya psikolojik zaaf, tekelcilik, zor durumda kalma ve çaresizlik gibi olumsuz şartların kişisel menfaat için istismar edilmesi, rızayı sakatlayan unsurlardandır. Halk arasında yaygın olarak kullanılan “Ağlayanın malı gülene hayır getirmez.” sözü de bu tür işlemlerin ahlaki mahiyetini veciz biçimde ifade etmektedir. Özellikle kişinin çaresizliğini fırsata dönüştürmek, ekonomik hayatta karşılaşılabilecek en ağır ahlaki ihlallerden biridir.

Benzer şekilde, satıcı veya alıcının piyasa şartları hakkında doğru bilgi edinmesini engellemek, zaafını fırsata çevirerek menfaat elde etmek, İslâm’ın açıkça yasakladığı davranışlardandır. Bu konuda Hz. Peygamber döneminde yaşanan şu olay dikkat çekicidir: Medine’de atını 300 dirheme satmak isteyen bir kişiden, alıcı atın gerçek değeri olan 800 dirhemden almış ve şöyle demiştir: “Biz her konuda dürüst davranacağımıza Allah Resûlü’ne söz verdik.” (Buhârî, “Îmân”, 42; Müslim, “Îmân”, 42, 97-98). 

Bu örnek, ticari ilişkilerde dürüstlüğün yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir yükümlülük olduğunu göstermektedir.

En doğrusunu Allah bilir.