YAZARLAR
Müslüman Kültüründe Üç Aylar
“Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah’ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı oniki olup bunların dördü haram aylardır…” (Tevbe suresi, 9:36).
Her din kendi ilke ve değerlerinden bir kültür üretir, görünürlüğünü, yayılışını, kökleşmesini bu kültürel formlar üzerinden sağlar. Sosyolojik olarak kültür üretemeyen dinin varlığı tehlikeye girer.
Kültürel formlarla ilişkide iki nokta önem arzeder. Birincisi bu kültürün din haline getirilip sadece onunla yetinilmesi tutarlı bir yaklaşım değildir. Söz gelimi Hz. Peygambere sevginin ifadesi olan mevlid geleneğini yaşatmak O’nunla bağın güçlenmesi, ona olan sevginin yaygınlaşması açısından değerlidir. Ancak belli zamanlarda mevlid okutup sadece dini hayatı onunla sınırlandırmak yeterli değildir. Dinin emir ve yasaklarına riayet konusunda da duyarlılık gerekir. İkincisi de kültürel formları bid‘at ile karıştırmamak gerekir. Bid‘at sonradan uydurulup dinin parçası haline getirilen ve yapılmadığında bir eksiklik hissedilen uygulamalardır. Kültürel formlar böyle değildir.
Recep ile başlayan Şaban ile devam edip Ramazan ile tamamlanan ve içinde kültürün önemli bir parçası olan kandillerin de yer aldığı üç aylar özellikle Türkiye’de özel önem verilen kültürel uygulamalardan birisidir. Hz. Peygamber’in receb ayı girdiğinde, “Allahım, receb ve şabanı bize mübarek kıl ve bizi ramazana ulaştır!” şeklinde dua ettiği rivayet edilir (Ahmed b. Hanbel, I, 259).
Allah katında günlere ve gecelere değer katan içinde olan olaylardır. Üç aylar da böyledir. Recep, ayı İslam öncesi dönemde hürmet gösterilen aylardan birisidir. Araplar, recep ayı girdiğinde silah bırakırlar ve güven içinde yaşadıkları bir atmosfere girerlerdi. Araplar, can güvenliği, mal emniyeti, namusa saygının üst düzeyde olması, silah seslerinin duyulmaması sebebiyle receb’i “sağır ay” olarak isimlendirmişlerdir. (Beyhakî, Şu‘abü’l-îmân, Beyrut 1423/2003, V, 338). İslam barışa verdiği değerin bir ifadesi olarak zilkade, zilhicce, muharrem ile birlikte recebi haram aylar içinde sayarak bu uygulamayı aynen kabul etmiştir (2/194; 5/2, 97; 9/5, 36; Buhârî, Megâzî,” 77; Müslim, “Kasâme”, 29).
Hadis kaynaklarında Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şaban ayının tamamını oruçlu geçirdiği, bazen de tamamını olmasa bile bu ayda ötekilerine göre daha çok oruç tuttuğuna dair bilgiler vardır (Buhârî, “Savm”, 52; Müslim, “Sıyâm”, 175, 176).
Ramazan ayı ise Kur’ân’ın indirildiği ve orucun farz olduğu (Bakara suresi, 2:183, 185), kadir gecesinin içinde olması dolayısıyla özel bir değere sahiptir. Ayrıca ramazan ayının faziletine dair Hz. Peygamberden gelen özel rivayetler vardır. Ramazanın gelişiyle cennet kapılarının açılıp cehennem kapılarının kapanması, şeytanların bağlanması (Buhârî, “Savm”, 5; Müslim, “Sıyâm”, 1, 2), inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş günahlarının bağışlanması (Buhârî, “Savm”, 6); bu ayda Hz. Peygamber’in Cebrâil ile buluşup karşılıklı Kur’an okumaları (Müslim, “Fezâil”, 50); mü’minler için başının rahmet, ortasının mağfiret, sonunun cehennemden azada vesile olması (İbn Huzeyme, nr. 1887) bunlardandır.
Bu yıl 21 Aralıkta başlayan üç ayların, Müslümanların dinî duyguları, ibadet yoğunluğu, sorumluluk bilinci, manevi arınma ve kendini yenileme açısından son derece önemli olduğunu hatırlatmak isteriz.
En doğrusunu Allah bilir.
