Merkez Siyaset İflas Ettiyse Seçmen Ne Yapsın?

Merkez Siyaset İflas Ettiyse Seçmen Ne Yapsın?

Berlin ile Mecklenburg-Vorpommern seçimleri, Almanya siyasetinde ibretlik bir manzara arz etti. Bir tarafta Berlin’de yüzde 25,7 ile birinci olan Sol Parti, diğer tarafta Mecklenburg-Vorpommern’de yüzde 38,2’ye ulaşan AfD… Merkez partiler ise adeta sandıkta muhasebeye davet edildi.

Meselenin özü şudur: Merkez siyaset, Almanya’nın karşı karşıya bulunduğu meselelerin üstesinden gelmekte zorlandıkça seçmenin nazarında itibar kaybetti. CDU, Mecklenburg-Vorpommern’de yüzde 4,9 ile eyalet meclisinin dışında kaldı. SPD de oy kaybetti. FDP ise yüzde 1’e kadar geriledi.

Lakin işin daha garip tarafı burada başlıyor. Merkez partiler AfD’nin söylemlerine kızıp dururken, gündemin mühim başlıklarını da pekâlâ AfD’nin belirlemesine müsaade ettikleri yetmiyormuş gibi, İslam, güvenlik, hayat pahalılığı ve toplumsal düzen tartışmalarında AfD gibi görünmeye çalıştılar. Böylece AfD, merkez siyasetin tartışmak istemediği meseleleri tartışmanın merkezine ve kendi kafasına uyumlu bir şekilde taşıdı.

FDP ise ayrıca zikredilmeye değer. “Biz AfD’den daha fazla İslamismus karşıtıyız” kabilinden bir siyasi bir hünerle seçmenin gönlüne gireceğini sandı. Da, akıbeti malum: Oy pusularında esameleri bile okunmadı. Theodor Heuss’un partisi hadi Mecklenburg-Vorpommern’de olur diyelim de Berlin’lilere ne yaptı böyle!

Berlin’de seçmen başka bir ders daha verdi, hem de Sol Parti aracılığıyla. Bu parti, hoşunuza gitmese de konut meselesini kampanyasının merkezine yerleştirdi; hayat pahalılığı ve sosyal adalet başlıklarını doğrudan gündemine aldı. Eralp’in kampanyasına özellikle bu alanda destek verdi seçmen.

Mesele tam da burada: Vatandaşın derdiyle hakikaten iştigal ederseniz, seçmen bunu fark ediyor. Sadece “ilgileniyormuş gibi” yapmak ise artık kâfi gelmiyor. Sandıga giden seçmen de partiler için “ilgileniyormuş gibi” yaparak havasını atıyor. Baksanıza, seçmen başbakanımızın BM’ye bile gitmesinin yolunu nasıl da kapadı.

Göç ve İslam tartışmalarında da benzer bir garabet var. Merkez partiler, AfD’nin gündeminden kaçmak yerine zaman zaman onun açtığı sahada yarışmaya çalıştılar. Fakat meydan AfD’ye bırakıldığında, seçmen de “Hadi oradan!” diyebiliyor.

Öte yandan Sol Parti’nin göç ve vatandaşlık politikası oldukça açık. Parti, beş yıl ikametten sonra vatandaşlığa geçiş için hukuki hak, göçmenlerin siyasi katılımının genişletilmesi ve daha kapsayıcı bir göç politikası savunuyor.

Şimdi bazıları çıkıp “Ama, verdiler pasaportu, aldılar oyu (Pässe gegen Stimmen?)” diye sual ediyor. Bu ağır ithamdır; delilsiz biçimde hüküm vermek ise daha ağırdır. Üstelik bu kafa güyâ ırkçı değil. Ve yani güyâ ırkçı ve aşırı sağ sadece AfD.

Netice itibarıyla bu seçimler yalnız AfD’nin yükselişinin değil, merkez siyasetin krizinin de hikâyesidir. Seçmen, merkez partilere bir ihtar çekmiştir: Meseleleri siz konuşmazsanız, başkaları konuşur; sonra da gündemi neden başkaları belirliyor diye hayıflanmayınız.